Dünya

Dünya
eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3/19/2017

Yalan haberler Okullarda ders olarak okutulursa

Sosyal medyada özellikle Facebook ve Twitter aracılığı ile yayılan Yalan haberler konusunda Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü'ne (OECD) bağlı Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) sorumlusu Andreas Schleicher, okulların 'Yalan haberlerin' nasıl anlaşılacağına dair eğitim vermesi gerektiğini söyledi.

Okullarda ders olarak okutulursa
BBC Türkçe'nin haberine göre Bundan sonra düzenlenecek uluslararası eğitim değerlendirme testi olan PISA sınavlarında 'küresel yeterliliklerin' de sınanacağını sözlerine ekledi.

Andreas Schleicher, gençlerin sadece kendi görüşlerini duydukları sosyal medyanın ötesine geçmesi gerektiğini ve daha çok fikir alışverişinde bulunmaları gerektiğini söylüyor.

Eskiden bilgiye ihtiyaç duyulduğunda ansiklopediler vardı


duyulduğunda ansiklopediler vardı
Okulların gençlere dijital dünyada neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğrenmeleri için ders vermesi gerektiğini söyleyen Schleicher, "Eskiden bir bilgiye ihtiyaç duyduğunuzda ansiklopediye başvururdunuz. Oradaki bilgiye güvenebilirdiniz. Şimdi doğru bilgi verip vermediğini bilmediğiniz Facebook ve diğer sitelere gidiyorsunuz" diyor.

Dubai'deki bir eğitim konferansında konuşan Andreas Schleicher, eleştirel düşüncenin önemine vurgu yapıyor.

Yalan haberler özellikle Amerikan seçimlerinde Facebook'ta dolaşan ve doğru olmayan haberlerin seçim sonuçlarını etkilediği iddialarının ortaya çıkmasıyla tartışma konusu olmuştu.

Schleicher, ayrıca PISA testlerinin bundan sonra gençlerin birbirine bağlı olan dünyaya uyum sağlama ve başka kültürlere açık olma kabiliyetlerini de ölçeceğini ekledi. KAYNAK: BBC Türkçe

5/31/2014

Harvard Üniversitesi’nde 2014 yılı birincisi Türk genci Levent Alpöge

Türk genci Levent Alpöge

Harvard Üniversitesi’nde 2014 yılı birincisi Türk genci Levent Alpöge koyu bir Beşiktaş taraftarı olan Alpöge ‘Valedectorian’ derecesiyle mezun oldu. Alpöge çalışmalarını Cambridge’ta devam ettirecek.


Başarılı genç, 4 üzerinden 4 not ortalaması ile “Tüm Üniversite Birincisi” (Valedectorian) olarak mezun oldu.

Başarılarla dolu bir eğitim hayatına sahip olan Alpöge, 2010’da henüz lise son sınıfı öğrencisiyken ABD çapında adayların katılımı ile gerçekleşen Intel Bilim Yetenekleri Yarışması’nda ABD Başkanı Barack Obama ve senatörler tarafından kutlanan 40 genç finalist arasına girdi.
Bunun sonucunda, “Ivy League” olarak ve akademik mükemmelliği ile tanınmış ABD’nin 8 en iyi üniversitesi tarafından kabul edildi.

Levent Alpöge'nin sayısız ödülü var


Alpöge, Harvard’ın matematik bölümünü seçti. Sayısız prestijli ödülü ve bursu bulunan Alpöge; American Mathematical Monthly, Journal of Combinatorial Theory, Journal of Number Theory, International Mathematics Research Notices dergilerine yazılar yazıyor; Harvard College Mathematics Review dergisinin de editörluğünü üstleniyor.

Alpöge, çalışmalarını önümüzdeki yıl Winston Churchill bursu ile İngiltere’deki prestijli Cambridge Üniversitesi’nde sürdürecek. Daha sonraki yıl yine 8 Ivy League okullarından gelen doktora kabullerinin içinden Princeton’ı seçerek eğitimine devam edecek.Alpöge ailesi ile birlikte New York eyaletinin Long Island bölgesinde yaşıyor. Akademik başarılarının yanı sıra maratonlara katılan Alpöge koyu bir Beşiktaş hayranı.

6/28/2013

Su sıkan TOMA'nın önünde duran Siyahlı kadın kim?

Üzerindeki siyah elbise nedeniyle ‘siyahlı kadın’ olarak adlandırılan kadının kimliğiyle ilgili farklı bilgiler veren haberler yayınlandı.
‘Siyahlı kadın’ olarak bilinen Kate Cullen
Su sıkan TOMA'nın önünde duran Siyahlı kadın kim?
‘Siyahlı kadın’ olarak bilinen Kate Cullen BBC Türkçe’ye kimliği ve gerçekleştirdiği eylemle ilgili konuştu.
‘Değişim programı öğrencisiyim’

Cullen Avustralyalı bir öğrenci olduğunu söylüyor.

Sydney’de sosyoloji okuyormuş. 21 yaşında bir Avustralyalı. Üniversitede okurken resepsiyonistlik gibi yarı zamanlı işlerde çalışıyormuş.

İstanbul’a geliş nedeni ise eğitim.

2012 Eylül'ünde İstanbul’a geldiğini ve öğrenci değişim programı kapsamında Koç Üniversitesi’nde eğitim gördüğünü aktaran Cullen, ''Başlangıçta sadece bir sömestir kalmayı planlıyordum ama bu kentin, insanların ve kültürün içinde yaşadıktan sonra bir yıl boyunca kalmaya karar verdim'" diyor.
‘Avustralya’da da eylemlere katılmıştım’

İlk eylemi değil Cullen'ın Gezi Parkı gösterileri. Cullen, Sydney’de birkaç gösteriye katıldığını, Avustralya'nın ''sığınmacıların ülkeye gelir gelmez gözaltına alınması politikasını'' protesto etmek için sokağa çıktığını, ayrıca ailesiyle Irak savaşı karşıtı gösterilere ve Sydney'deki Occupy - İşgal eylemlerine katıldığını anlatıyor.
‘Beni binaya sokup yardım edenlerden ilham aldım’

Peki Gezi Parkı eylemlerine nasıl yer almış Cullen?

Mayıs ayı sonunda protestolardan haberdar olduğunu, bazı arkadaşlarının da eylemlere katıldığını anlatıyor ve şöyle devam ediyor:
Hayatımda hiç böyle bir şey yaşamamıştım.
Beni binaya sokup yardım edenlerden ilham aldım
''Mayıs ayı boyunca İstiklal Caddesi’nde kesinlikle şiddet içermeyen eylemlerde polisin göstericilere sürekli gazla müdahale ettiğini gördüm. Ben de bir akşam Cihangir’deki evime dönerken gaza maruz kaldım. Hayatımda hiç böyle bir şey yaşamamıştım. Acı gözlerimi yakıyordu ve nefes alamıyordum. Şansıma bir adam beni tutup bir binaya soktu. Binada bir grup insan vardı. Bana, gözlerime sıkmak için limon ve yanığı yatıştırmak için süt verdiler. Burası muhtemelen İstanbul’daki LGBT topluluğunun merkeziydi. Bana kim olduğumu sormadılar. Bana yardıma ihtiyacı olan bir insan olarak davrandılar. Tük veya yabancı, erkek veya kadın, eşcinsel veya heteroseksüel, Hristiyan veya Müslüman olmama bakmaksızın bana eşit bir şekilde sevgiyle yaklaştılar. Bu grubun iyiliğini, gücünü, kararlılığını deneyimimle gördükten sonra, ben de onlardan ilham aldım. Kendilerine çok minnettar olduğum bu insanlara dayanışmak ve gerçekten inandığım bir şey için ayağa kalkmak isteğim alevlendi.''

'Hayatımda hiç böyle bir ruh hali görmemiştim’

Cullen, daha sonra Cuma, Cumartesi ve Pazar günkü gösterilere katılmış. Ocak ayından bileti varmış Orta Amerika seyahati için. 'Tencere ve tavalarla şarkılar söylediğini, gazlı müdahaleye maruz kalan eylemcilere limon yardımı yaptığını söylüyor.

Hayatında daha önce tanık olmadığı bir dayanışma, birliktelik ve iyimserlik duygusundan söz eden Cullen, şöyle devam ediyor:

''Beni en fazla etkileyen hayatın farklı kesimlerinden insanların gösterilere katılımıydı: Genç ve yaşlı, Beşiktaşlı ve Galatasaraylı, dindar (Üzerinde ‘Kapitalizme Karşı İslam’ yazan pankartı taşıyan bir grup başarötülü kadının yürüdüğünü ve Cihangir’deki cami önünden geçerken herkesin onları alkışladığını hatırlıyorum) ya da değil… Polis daha fazla gazladıkça ve daha fazla tazyikli su sıktıkça insanlar şiddete karşı şiddetsiz bir direniş için daha fazla birleşti ve kararlı hale geldi. Gerçekten öyle iyimser bir duygu vardı ki insanlar dayanışma içinde olmanın gücünü farkettiler.''
‘Fotoğrafçıları görünce TOMA’nın önüne geçtim’

Cullen, eylemlerin önemli simgelerinden biri haline gelen fotoğrafın çekildiği anı ise şöyle anlatıyor:

''Bu fotoğraf Cumartesi sabahı çekildi. Cuma gecesinden beri gösterilerdeydim ve henüz uyumamıştım. O gece üç ayrı olayda gazlanmıştım. Göstericiler birlik duygusu içinde bu harekete bir şey borçlu olduğumu hissettim. Kalabalık bir grup olarak Alman Hastanesi’nin yakınlarında bir TOMA’nın önünde slogan atıyorduk. Hepimiz Türk medyasının bu protestoların hiçbirini yayınlamadığını ve olayların medya üzerinden yayılmasının ne kadar önemli olduğunu biliyorduk.''

''Ayrıca iki insanın öldüğünü duymuştum ve dünyanın yaşanlardan haberdar olması gerektiğini biliyordum. TOMA yakınında kalabalık bir grup fotoğrafçı olduğunu farkettim ve şiddete rağmen eylemlerin barışçıllığını vurgulamak için TOMA’nın önünde durup ellerimi açmaya karar verdim. Korkmadım. Gerçekten su sıkacaklarına inanmamıştım ama sıkarlarsa da fotoğraf olağanüstü olur diye düşünmüştüm.''
‘O artık benim fotoğrafım değil’
O artık benim fotoğrafım değil
TOMA’nın önünde durup ellerimi açmaya karar verdim.
Fotoğrafın gösteriler açısından sembole dönüşeceğini tahmin etmediğini belirten Cullen bu dönüşümle ilgili şu yorumu yapıyor:

''Bu fotoğraf artık benimle ilgili değil. Daha genel olarak düşünürsek benim eylemim kesinlikle hiçbir şey değil. Aynısını ve daha fazlasını yapan binlerce göstericiden daha cesurca değil. Siyahlı kadın artık ben değilim. O artık beni eve çekip limon veren adam, gururlu bir şekilde yürüyen anti-kapitalist Müslüman kadın, bana ses çıkarmak için tencere veren başörtülü yaşlı kadın ve inandıkları için ayağa kalkan ve sokaklara giden her bireydir.''

Şu anda Orta Amerika’da tatilde olduğunu belirten Cullen Sydney’de yaşamaya devam edeceğini, Türkiye’de yaşama planı bulunmadığını ama Türklerin kendisinin favori milleti, Türkiye’nin de favori ülkesi olduğunu, bu yüzden Türkiye’ye yeniden gelmek istediğini söylüyor.

Cullen, ''Türkiye’de olsaydım kesinlikle gösterilere yine katılırdım. Kalbim hala insanların gösteri düzenlediği İstanbul ve Türkiye’de'' yorumunu yapıyor.bbc türkçe

2/03/2013

öğretmen olmayanlardan din dersi “Allah’ın buyruğunu yerine getiriyorum”

Halkevleri Eğitim Hakkı Meclisi tarafından 4+4+4 sisteminin uygulanmaya başlandığı ilk günden bu yana yapılan araştırmalar ışığında hazırladığı son 4+4+4 raporu, eğitim sistemindeki sorunların büyüdüğünü ortaya koydu.

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın kılık kıyafet yönetmeliğinin gözden geçirileceği yönündeki açıklamaları tartışılırken Halkevleri raporunda, “Öğrencilerin yüzde 78’inin, velilerin ise yüzde 92’sinin kılık kıyafet düzenlemesini yanlış bulduğu” ortaya konuldu. Eski Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’e sunulan raporda, yeni Bakan Avcı’dan çözüm bekleyen sorunlar sıralandı. Raporda dikkati çeken noktalar şöyle:

Alevi misin, ateist mi?: Mescit açma girişimleri hızla devam ediyor. Öğrenciler öğretmenler tarafından namaz kılmaya açıktan teşvik ediliyor. Din kültürü ve din derslerine giren öğretmenlerin ayrımcı söylemlerinde tehlikeli bir artış gözlemleniyor. Bir okulda din öğretmeni “Sure okumayı bilmezseniz, yılbaşı kutlarsınız” derken başka bir okulda “Kâfir değilseniz, kutlamazsınız yılbaşını” demiştir. Bir okulda din öğretmeni, öğrencilere cami maketi yaptırmasını eleştiren veliye “Alevi misin? Ateist misin” diye hakaret ediyor.

Allah’ın buyruğu 4+4+4: Okulların yüzde 73’ünde ya müdür ya da yardımcılarından bir tanesi din kültürü öğretmeni. Bir okulda müdür yardımcısı cumaya gitmediği için baskıya maruz kalıyor ve istifa ediyor. Bir okulda müdür ve müdür yardımcısı 4+4+4 uygulamalarını, öğretmen olmayanların din dersi vermesini “Allah’ın buyruğunu yerine getiriyorum” sözleriyle savunuyor. Öğrencilerin yüzde 18’i okullarda dini ayrımcılığa uğradığını söylüyor.

Temizliği veliler yapıyor: Okulların yüzde 80’inde yeterli temizlik görevlisi yoktur. Bazı okullarda her sınıf kendi temizliğinden sorumlu tutuluyor. Birçok okulda veliler temizlik yapıyor. Temizlik malzemeleri yetersiz.

Okulların yüzde 99’unda para toplanıyor: Okulların yüzde 99’unda para toplama uygulamaları artıyor. Karne vermeme tehdidi birçok okulda görülen sıradan uygulamalardan. Küçükçekmece Anadolu Lisesi’nde para vermeyen öğrencilerin notları düşürülüyor. Esenyurt Ali Kul Çok Programlı Lisesi’nde ise para vermeyen öğrenciler sınıfta bırakılmakla tehdit ediliyor. Okul aile birlikleri başta temizlik giderleri ve hizmetlilerin giderleri olmak üzere hemen hemen bütün giderleri karşılamakla yükümlü kılınıyor. Şişli Hüseyin Avni Kurşun İlkokulu ve Ortaokulu’nda temizlik görevlilerinin maaşını öğrenci velilerinden aidat olarak toplanıyor. İstanbul Gaziosmanpaşa İlçe Milli Eğitim Müdürü Bekir Servet Bakırcı, Halkevleri Eğitim Hakkı Meclisi ilçede bulunan okullarda personel eksikliği, hijyen, kalabalık sınıflar, zorunlu aidat toplanması gibi sorunları dile getirince, “Sigara alacak para bulan insanların eğitime verecek para bulmak zorunda oldukları aksi takdirde çocukların hijyen dışı koşullarda okumak zorunda kalacakları” yanıtını veriyor. cumhuriyet

2/12/2012

yaşanmış gerçek bir olay işe başvuru formu dolduran kişinin ilginç cevapları

Tamamen gerçek bir olay!!Yaşanmış bir iş başvuru hikayesi Yeni Şafak Gazetesi yazarı Mustafa Özel'in köşesine taşıdığı, yaşanmış çok ilginç bir iş başvurusu hikayesi:
Alttaki işbaşvuru formunu dolduran Mehmet Tartar'ın başvuru formuna yazdığı cevaplar:

1. Adınız Soyadınız:
Mehmet Tartar

2.Yaşınız:
Yirmi sekiz.

3.Şirketimizdeki hangi pozisyon için Başvuruyorsunuz?
Mümkünse yatay bir pozisyon için. Eğer daha ciddi bir cevap istiyorsanız, ne iş
olsa yaparım. Şart öne sürebilecek durumda olsaydım, burada bu formu dolduruyor olmazdım.

4. Düşündüğünüz ücret:
Aylık 5.000 YTL maaş artı yıllık kardan yüzde 10 hisse! Eğer bu mümkün değilse, siz bir ücret Önerin, ben size evet yahut hayır derim.

5. Eğitiminiz?
İdare eder

6. Son işiniz
Sadist bir şefin deneme tahtası olmak.

7. Son ücretiniz:
Hak ettiğimin çok altında.

8. Önemli başarılarınız:
Arakladığım kalemlerden muhteşem bir kolleksiyonum
var; evde sergiliyorum.

9. İşten ayrılma sebebiniz:
Bkz. Cevap 6.

10. Size ulaşabileceğimiz saatler:
Banka atm'si gibiyim: 7/24.

11. Çalışmak istediğiniz saatler:
Pazartesi, Salı ve Perşembe 13.00-15.00 arası.

13. Şimdiki işvereninizle görüşebilir miyiz?
İşverenim olsa burada olmazdım.

14. Fizik durumunuz 20 kilogramdan fazla taşımanıza engel Mİ?
Belli olmaz, ne taşıdığıma bağlı.

15. Otomobiliniz var mı?
Evet, ama soru yanlış sorulmuş. "Çalışır durumda bir otomobiliniz var mı?" diye
sorsaydınız, cevabım farklı olurdu.

16. Daha önce bir yarışma veya madalya kazandınız mı?
Madalyam yok ama lotoda iki kere 3 tutturdum.

17. Sigara içiyor musunuz?
Otlanacak bir enayi bulabilirsem.

18. Beş yıl sonra ne yapmayı hayal ediyorsunuz?
Bana tutkun zengin bir fotomodelle Bahama Adaları'nda yaşamayı. Bir yolunu biliyorsanız bunu beş yıl beklemeden de yapabilirim.

19. Yukarıdaki bilgilerin doğruluğunu taahhüt ediyor musunuz?
Hayır, ama sıkıyorsa aksini iddia edin.

20. Sizi bu başvuruyu yapmaya iten gerçek sebep nedir?
Birbiriyle tutarlılık derecesini kestiremediğim iki cevabım var:
a) İnsan sevgisi ve tüketicilerin iyi beslenmesine katkıda bulunma arzum.
b) Gırtlağıma kadar borca batmış olmam..

Sonuç: Mehmet Tartar işe alındı

9/16/2011

iyi bir eğitim alabilmek için hayatlarını hiçe sayarak sınırdan geçiyorlar

Her yıl binlerce çocuk, Zimbabve'den Güney Afrika'ya iltica ediyor.

Hayatlarını riske atarak sınırdan geçmeye çalışan çocukların tek bir umudu var: İyi bir eğitim alabilmek...

Ancak birçoğu sınırdan geçmeyi dahi başaramıyor, çetelerin eline düşüyor, soyuluyor, dövülüyor, tecavüze uğruyorlar.

Güney Afrika'ya geçmeyi başaranları ise yoksulluk içinde çetin bir mücadele bekliyor.


8/30/2011

dünyanın en yaşanılası kenti avustralyanın merlburn kenti seçildi

2002 yılından bu yana Küresel Yaşanılabilirlik Araştırması'nda birinci sırada yer alan Vancouver, bu yıl birinciliği Melburn'a kaptırdı ve Viyana'nın da gerisine, 3. sıraya düştü.
Sıralamada Avustralya ve Kanada kentleri, genelde iyi sonuçlar aldı ve ilk on şehir arasında 7 sırayı ele geçirdi.

Listenin en altındaysa Harare, Port Moresby ve Dakka kentleri yer alıyor.

Dünya kentleri, istikrar, sağlık hizmetleri, kültür ve çevre, eğitim ve altyapı kategorileri dikkate alınarak değerlendirildi.

Vancouver kenti, başlıca otoyollardan birinin sık sık ulaşıma kapatılması yüzünden altyapı kategorisinde puan kaybetti.

2011'de dünyanın en yaşanılası kentleri sıralamasında birinci, ikinci ve üçüncü sıralarda yer alan Melburn, Viyana ve Vancouver'ın ardından, Toronto, Calgary, Sydney, Helsinki, Perth, Adelaide ve Auckland geliyor.

Sıralamada, incelemeye alınan 140 kent içinde Londra 53. sırada yer alırken, Honolulu, 26. sıradaki yeriyle en gözde Amerikan kenti oldu.

Araştırmayı yürüten Economist Intelligence Unit, Avrupa'da yaşanan euro krizi nedeniyle Avrupa kentlerinin listede getirlediğini kaydetti. Arap Baharı da, Orta Doğu ve Kuzey Afrika kentlerine ilişkin değerlendirmeleri etkiledi.

Raporun yazarı Jon Copestake, "Nüfusunun fazla yoğun olmaması, suç oranının görece düşük olması yüzünden, Avustralya, dünyanın en yaşanılası kentlerine sahip olmaya devam ediyor. Avustralya dolarının yüksek seyretmesi nedeniyle ülkede yaşamın daha pahalı hale gelmesine rağmen, ilk ona giren kentler, kendilerini çekici kılan birçok unsura sahip." dedi.

Melburn kenti belediye başkanı Robert Doyle, sonuçtan çok büyük bir memnunluk duyduğunu söyledi.

8/15/2011

eğitim için boğazdaki yalısı dahil tüm mal varlığını bağışlayıp köyüne döndü

İstanbul Boğazı'ndaki yalısı dahil, tüm mal varlığını eğitime bağışlayıp, memleketi Hatay'ın Samandağ ilçesine bağlı Batıayaz köyüne yerleşen 84 yaşındaki hayırsever Bedii Sabuncu, hiç çocuğu bulunmamasına rağmen “çocuklarım” dediği 4 bin öğrencinin eğitime bağışladığı okullarda eğitim görmesinin gururunu yaşıyor.
Hataylı hayırsever Bedii Sabuncu yaptığı açıklamada İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nden 1950 yılında mezun olduktan sonra Hatay, Ankara ve Antalya'da inşaat sektöründe faaliyet gösterdiğini, birikimleriyle yatırım yaptığını, bu yatırımlarını da “hayırların en güzeli” dediği eğitime feda ettiğini söyledi. Bugüne kadar 59 ülke gezdiğini, bunlardan birçoğunun eğitimde geri kalmış ülkeler olduğunu anlatan Sabuncu, “Türkiye'nin en büyük eksikliğinin de eğitim olduğunu gördüm. Bu yüzden ülkenin geleceği için en önemli konu olan eğitime katkı sağlamaya karar verdim” dedi. Sabuncu, 1989 yılında kolları sıvayarak derslik yapımına başladığını, bugüne kadar 5 okul, çok sayıda derslik ile spor, konser salonu ve öğrenci yurdu yaptırdığını ifade ederek, “Yaptırdığım okullardan Antakya Bedii Sabuncu İlköğretim Okulu, Bedii Sabuncu Güzel Sanatlar ve Spor Lisesi, Batıayaz Bedii Sabuncu İlköğretim Okulu, Güneysöğüt İlköğretim ve Karaçay Lisesi'ni sık sık ziyaret ederek eksiklerini gideriyorum. Bunun yanı sıra 2 üniversite öğrencisine de burs veriyorum” diye konuştu. Okul yapımının yanı sıra İstanbul Boğazı'ndaki yalısı, iş yeri ve oturduğu ev dahil tüm mal varlığını Türk Eğitim Vakfı'na (TEV) bağışladığını ifade eden Sabuncu, “Hiç evlenmedim, ama yaptırdığım okullarda 4 bin çocuğum var. Ölümümden sonra da eğitime katkım devam edecek. Gelirimin yüzde 20'si TEV bünyesinde kurulan Bedii Sabuncu Vakfı'na, kalanı ise bugüne kadar eğitime kazandırdığım okulların ihtiyaçlarına aktarılacak. Her şeyi devletten beklememek gerekiyor. İmkanı olan herkes eğitime katkı yapmalı” dedi. “TBMM ÜSTÜN HİZMET MADALYASI, EN ANLAMLI ÖDÜL” Bedii Sabuncu, Hatay'da kendisi gibi eğitime katkı veren çok sayıda hayırsever olduğunu vurgulayarak, “Yaptırdığım okulları sürekli ziyaret ederek öğrencilerin Atatürk ilkeleri ışığında yetiştirilmesi konusunda önerilerde bulunuyor, öğretmen ve öğrencilerle sohbetler yapıyorum” diye konuştu. Eğitime olan katkıları nedeniyle 2009 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Üstün Hizmet Ödülüne layık görüldüğünü anımsatan Sabuncu, bugüne kadar aldığı sayısız ödüller arasında kendisini en çok mutlu edenin bu olduğunu da sözlerine ekledi.

7/19/2011

bu insanalar tatile çıkmak yerine tatillerini dünyanın çeşitli yerlerinde gönüllü çalışarak geçiriyorlar

Tembellik yapmak, sabahları istediğin saatte kalkmak, elini işe sürmemek. Bu birçokları için tatilin tam tanımı. Ancak bazıları otellerinin havuzu başında kokteyllerini yudumlamak yerine Güney Afrika’da aslanları koruma projesine katılıyor, Hindistan’da fırsatları kısıtlı kız çocuklarına eğitim veren okullarda öğretmenlik yapıyor, Gana’da AİDS konusunda aydınlatıcı çalışmalar yürütüyor ya da Tanzanyalıların temiz içme suyuna kavuşması için çaba sarf ediyor.
Kalkınmakta olan ülkelere destek

35 yaşındaki mühendis Tilmann Straub, üniversite öğrencisiyken sırt çantasıyla yaptığı seyahatlerde Tanzanya'yı ve insanlarını tanımış ve gördüğü yoksulluk karşısında tekrar bu ülkeye dönmeye karar vermiş. Uygulamalı jeoloji eğitiminde öğrendiklerini bu ülkenin insanlarıyla paylaşmak isteyen Straub, “Sınır Tanımayan Mühendisler Örgütü”nün de fahri üyesi. Bu örgüt gönüllülerin katkılarıyla, kalkınmakta olan ülkelerin su, enerji ve sıhhi tesisat alanlarındaki sorunlarına çözüm üretiyor. Straub, bölge halkı ile altı hafta beraber yaşadıklarını, onları yakından tanıdıklarını anlatıyor ve çok sıcak karşılandıklarını, her seferinde yeni tecrübeler edindiğini belirtiyor.

Çalışarak dinlenmek

2010’da tüm yıllık iznini kullanarak Tanzanya’da bir kız okulunda yağmur suyunun toplandığı bir depo inşaatına yardımcı olan Straub, "Bu çok heyecan verici. Ben öyle güneşe uzanan birisi değilim. Bu projeyi yürütmek de bir anlamda dinlenmek sayılıyor benim için.” diyor.

Kendi mesleğinde ya da bambaşka bir alanda

Tatilde benzeri projelerde gönüllü çalışanların sayısı artıyor. Yabancı ülkelerdeki kalkınma projelerinde gönüllü olarak çalışmak isteyenlere yardımcı olan "TravelWorks" adlı seyahat acentesinden Tanja Kuntz, bir yanda kendi mesleklerinde ama yabancı bir ülkede çalışmak isteyenler olduğunu belirterek, Kenya’da görev almak isteyen bir hemşireyi ya da Laos'ta çalışmak isteyen bir öğretmeni örnek gösteriyor. Kuntz, bir de Almanya’da iş sahibi olup, başka bir ülkede bambaşka bir meslekte çalışmak isteyenlerin olduğunu söylüyor ve, örnek olarak Hindistan’da çocuklara bakan bir avukat ile Afrika’da hayvanların korunması alanında görev alan Berlinli bir moda tasarımcısından bahsediyor.

Yaşın önemi yok

Kuntz, bu tür çalışmalar için insanın yaşının pek bir rol oynamadığını belirtiyor ve ekliyor: "Örneğin 73 yaşında emekli bir kadın var, şimdi üçüncü kez bizim aracılığımızla yurtdışında çalışıyor. Yani bir kere gönüllü çalışmanın tadına varıp, bunu sık sık tekrarlayanlar çok.”


© Deutsche Welle Türkçe


Rayna Breuer / Çeviri: Aydın Üstünel

Editör: Ahmet Günaltay

6/20/2011

kıbrısta ingiliz işgalinde bile eğitim veren osmanlı medreseleri şimdi ne durumda

Kıbrıs'ta Osmanlı İmparatorluğu döneminde yapılmış on beş medrese bulunmaktaydı. Vakfıye defterlerine göre ise kayıtlı on bir tane medrese vardı. Bu medreseler, lise düzeyinde eğitim vermekteydi. 
Adadaki ilk medrese, 1573'te, Lefkoşa'da inşa edilen Büyük Medrese'dir. Yine Lefkoşa'da bulunan Küçük Medrese ise, ondan beş yıl sonra inşa edilmiştir. On iki medresenin sadece sekizi İngiliz dönemine kadar eğitimine devam edebilmiştir.


On beş medreseden dokuzu, sadece Türkiye tarafından tanınmakta olan Kuzey Kıbrıs'ta, beşi ise adanın güney kesiminde bulunmaktadır. Birinin ise nerede bulunduğuna dair bilgiye ulaşılamamıştır. En fazla medrese olan yerleşim yeri yedi medreseyle Lefkoşa iken, onu iki medrese ile Baf izlemektedir. Gazimağusa, Larnaka, Limasol, Peristerona ve Lefke'de de birer medrese bulunmaktadır.

Adada, Osmanlılar döneminde medrese eğitimi çok üst düzeydeydi. A. Süha adlı araştırmacıya göre; bu dönemde Kıbrıs'taki medreseler, Anadolu'nun güney kesiminden öğrenci çekmekteydiler. Öğrenci gönderen şehirlerin başında Mersin, Anamur, Antalya ve Adana gelmekteydi. 16. yüzyıldan sonra bu eğitim türü Osmanlı gerenelinde olduğu gibi adada da zayıflamaya başamıştır. Önceleri, bir kanunla kapatılmaları yasaklanmıştır.Daha sonra, Osmanlı döneminin sonlarında ve İngiliz hakimiyetinde bu eğitim daha da zayıflamış ve 1939-40 eğitim-öğretim sezonunda sona ermiştir. Eğitim vermekte olan son medrese olan Büyük Medrese, 1936 yılında yıkılmıştır; fakat eğitim bir süre daha devam etmiştir. 1931 yılında söz konusu medresenin yıkılıp tekrar yapılacağı haberleri üzerine, bazı ada sakinleri medreselere karşı çıkmıştır. Günümüzde ise medreselerin çoğu harap durumdadır.
wikipedia

6/12/2011

azmin zaferi yüzde 80 engelli olmasına rağmen 620 öğrencili lisede okul birincisi oldu

18 YAŞINDAKİ İpek Gülşen Çelik doğuştan engelli. Dünyada tanısı konulamayan bir hastalık nedeniyle 70 santim boyunda, el ve ayaklarını tam olarak kullanamıyor, rahat konuşamıyor. Sadece ders dinliyor ve arkadaşlarından aldıkları notlarla çalışabiliyor. Annesi Fatma Çelik’in kucağında her gün Asiye Ağaoğlu Anadolu Lisesi’ne geliyor, özel sandalyesinde oturarak derse katılıyor.

Dudak okuyor

Sınavlarda anaokulundan itibaren kendisini tanıyan yakın arkadaşlarının dudak okumasıyla soruları yanıtlıyor. Asla kendisine ayrıcalık istemeyen İpek için öğretmenleri, “Kimse ona özel durumundan dolayı ayrıcalık tanımadı, tanıyamaz da. Çünkü o bunu asla kabul etmez. Soruları dudak okumayla verdiği arkadaşları ondan çok düşük not alırken o başarısı ve azmi ile arkadaşlarını motive ediyor” diyor.

Onun ayaklarıyız

Anne ve babası İpek’i “O beyin, biz onun ayakları, bedeniyiz” diye anlatırken kızlarının yüzlerce öğrenci arasında engeline rağmen aldığı başarısını “Kendini böyle tamamlıyor” diyerek gururlandıklarını belirtiyorlar. İpek, her gün annesinin kucağında okuldan eve geldikten sonra gece 23.00-24.00’e kadar çalışıyor. Saat 05.00’ten itibaren de okuduğu notları tekrar ediyor.

12 C’nin gururu

Okulda yapılan törende İpek 87.88 ortalama ile birinci olurken ikinci 87.68 ortalama ile Zeynep Ermiş, üçüncü de 86.37 ortalama ile Sefa Yozgatlı oldu. İpek 12 Fen C’nin gururu değil, tüm okulun gözbebeği oldu.

İpek hepimize örnek oldu

Gülsem Özcan: Anasınıfından beri arkadaşım. Çok azimli. Herkese karşı azminden yılmadı. İnsanlar ona karşı olumsuz olsa da, yılmadı, başardı.

Baran İnan: Çok farklı ve özel biridir. Onun başarısı, azmi beni kendisine daha da yakınlaştırdı. Bazen benim bıktığım anlarda bile “Yılmayın, çalışın” diyerek bizi motive ediyor.

Ezgi Taşkın: Başarısı, azmi takdir edilecek düzeyde. Onu bir çok şeyde örnek alıyorum.


Her şeye rağmen YGS’den 220 aldı

YÜKSEKÖĞRETİME Geçiş Sınavı’nda (YGS) engelli olduğu belirtilmesine rağmen uygun sınıf ve ortam hazırlanmadığı, sınavda beli ağrıdığı ve oturamadığı için ancak 1 saat kalabilen İpek, bu sürede bile soruların büyük çoğunluğunu cevaplayarak 220 puan aldı. Lisans Yerleştirme Sınavı’nda uygun ortam sağlanması halinde rahatlıkla dilediği bölüme yerleşme umudu taşıyor. Hocaları da şartlar uygun olursa onun okuldaki başarısını sınavda da göstereceği konusunda emin.

Hafızası müthiş problemleri zihinden çözüyor

Erol Ermiş, Lise Müdürü: Her gün anne kucağında gelip derse giriyor. Annesi çok fedakâr. Bütün gün onu okulda bekliyor. Sınıfta onun yastıklı özel bir yeri var. Bütün okul onu sahiplendi.

Şule Hacıağaoğlu, Fizik öğretmeni: Okula 2 yıl önce atandığımda sınıfa girdiğimde bakışlarımdan rahatsız olur diye ona pek bakmadım. 1.5 ay sonra yazılı yaptım, sonuçlara inanamadım. Onun sınavını yazan sıra arkadaşı Ezgi 60-70 alırken o 90-100 alıyordu. Sınıfta sorduğum her soruya cevap veriyordu. Sınıf arkadaşlarının kardeşi ve çocukları gibi. Yağmur yağar yelek giydirirler, bisküvi getirirler.

Hatice Demir, Rehberlik öğretmeni: Kendisini motive ediyor. Biz de okul olarak ona özel ihtimam gösterdik. Ne öğretmenlerinden, ne arkadaşlarından özel bir ayrıcalık asla istemedi.

Emine Aydın, Sınıf öğretmeni: Müthiş bir hafızası var. Kalem tutamıyor, ama matematikte problemleri zihinden çözüyor. Dersi anlatırken çok iyi dinliyor. Arkadaşlarının notunu alıyor. Herkesinkini beğenmez. Belli kişilerin notlarını alır. Sınavlar sırasında onun dudaklarını okuyan arkadaşı soruları yazar. Başkasının cevabını beğenmez.

Doktor doktor dolaştık hâlâ tanı konulamadı

Cevdet Çelik, İpek’in babası: Kızımız dünyaya geldiğinde doktor doktor dolaştırdık. Son yıllarda Japonya ve Singapur’a bile genleri gönderildi, ama henüz tanı konmadı. 2005 yılına kadar ellerini kullanabiliyor, derdini anlatacak kadar konuşabiliyordu. Şimdi boğazındaki aletle nefes alabiliyor. Sağ elini artık kullanamıyor. Ancak, o kadar azimli ki sol elle yazmaya başladı. Ona küçük test kağıtları aldık, onlarla çalışıyor. Bizim dünyamız o. 18 yaşında. Koşmak, yürümek istiyor. Mimarlık çok istiyordu. Ama bu mümkün olmayınca engeliyle yapabileceği eczacılıkta karar kıldı. Bize birçok şeyi hissettirmez.
hürriyet

4/23/2011

k.maraşta intihar eden dört kardeşin isim anlamları ve intihar sebepleri

Kendilerini iple asarak intihar eden dört kardeşin, "hastalık derecesinde" bağlı oldukları annelerine ait fotoğrafları yok ettiği ve ilk seferinde tüpgazla intihara kalkıştığı öğrenildi.
Kahramanmaraş'ta Raden (31), Rulin (30), Sajen (27) ve Beraris (26) isimli dört kardeşin toplu intiharının altından, sıra dışı bir aile çıktı. Baba, şehrin köklü ailelerinden birinin, başarılı bir avukat olan oğlu Nejdet Sağocak'tı.
Anne ise daha önceki evliliğinden 2 çocuğu olan heykeltıraş- ressam Neyran Sağocak. 1978'de Ankara'da evlenen ve 1980'de, Neyran Sağocak'ın ilk eşinden olan kızları Seyla (38) ve Serja (35) ile birlikte Kahramanmaraş'a yerleşen aile, dışa kapalı bir hayat yaşıyordu. Abdülhamithan Mahallesi'ndeki 3 katlı müstakil ev, yüksek duvarlarla dış dünyadan ayrılıyordu. Şehrin 5 kilometre dışındaki bağ evi de etraftan soyutlanmış, dikenli tellerle çevrilmişti. Komşuları, akrabaları dahil hiç kimseyle iletişim kurmuyorlardı. Çocukların hiçbiri evlenmemiş, eğitim dışında evden ayrılmamıştı. Yakın çevreden alınan bilgiye göre baba, işi gereği "dışarı" ile bağlantılıydı, ancak ailesi konusunda konuşmuyor, onlarla birlikte sosyal ortamlara girmiyordu. Aile bağları "şaşırtıcı" derecede güçlüydü; birbirlerinden zorunlu olmadıkça ayrılmıyorlardı. Neyran Sağocak (63) 15 gün önce İstanbul'da askerlik yapan oğlu Raden'i ziyarete gitti. Burada rahatsızlanınca diğer çocukları ve eşi de yanına geldi. Hastanedeki tedavi süreci ve tüm müdahalelere rağmen Neyran Sağocak hayatını kaybetti. Eşi ve çocuklarının katıldığı törenle, geçen cumartesi Karacaahmet Mezarlığı'nda defnedildi. 3 kardeş Kahramanmaraş'a döndü. Birliğinden izin alan Raden de onlara katıldı.

'ÖLSEK YANINA GİDER MİYİZ?'

Ancak dört kardeşin psikolojisi bozuldu. Annelerinin hatıralarından kaçmak için Dereli köyü yanındaki bağ evine yerleştiler. "Biz de ölürsek annemizin yanına gidebilir miyiz?" diye konuşmaya başladılar. Salı günü mutfaktaki tüpü açan kardeşler, toplu intihara kalkıştı. Ancak bağ evinin hizmetlisi Hayri Tepebaşı gençleri son anda kurtardı. Nejdet Sağocak, Tepebaşı'na gözetim görevi vererek evdeki kesici ve tehlikeli eşyaları attırdı. Ancak önceki gün 5'er metrelik 4 adet ip satın alan çocuklar, akşama doğru "Karnımız acıktı, bize şehirden yemek getir" diyerek görevliyi bağ evinden uzaklaştırdı. Bahçedeki araçlarının radyolarını açarak sesi en yüksek seviyeye getiren kardeşler bağ evinin 4 odasına dağıldı. Ve ipleri tavana asıp aynı anda, birbirlerini görmeyecek noktalarda yaşamlarına son verdiler. Eve dönen Tepebaşı, müziğin sesini duyunca bir terslik olduğunu anladı. Eve girdiğinde, Beraris'in cesedini girişte, Raden'in cesedini sağ taraftaki odada, Sajen'in cesedini arka odada, Rulin'in cesedini ise üst kattaki odada buldu.
'İçlerinden biri karar alır, diğerleri uyardı'

Babanın iş ortağı avukat Emine Ağaoğlu ailenin içine kapanık olduğunu, çocukların annelerine çok ama çok düşkün olduğunu belirterek, "Hatıralardan kaçmak için bağ evinde kalıyorlardı. Annelerinin ölümünü kabullenemediler. Çok zeki ve yetenekli çocuklardı. Çok radikal kararlar alabilecek, değişik karakterde çocuklardı. Sıradan insan değillerdi. Hayata bakış açıları çok farklıydı. Bu 4 kardeşin birbirleri arasındaki bağlar da çok kuvvetliydi. Biri karar aldığında diğeri tartışmaksızın buna uyardı" diye konuştu. Baba Sağocak'ın ailesinden hiç bahsetmediğini belirten Ağaoğlu, "Anneleri öldükten sonra Nejdet Bey, 'Ben iyiyim ama çocukları avutamıyoruz' serzenişinde bulunuyordu" dedi. Baba Sağocak'ın dostlarından müteahhit Mahir Güller de ailenin kapalı bir kutu olduğunun altını çizerek, "Aileyle ilgili kimse bir şey bilmez, ayrıca merak da etmezdi. Nejdet de anlatmazdı zaten. Ailesi onun için çok özeldi. Bildiğim bir şey varsa, ailesine çok ama çok düşkün bir insan olmasıydı" dedi.

'Sürekli bahçede dolaşıp, konuşuyorlardı'

Abdülhamithan Mahallesi'nin muhtarı olan ve aynı zamanda Sağocak ailesinin evlerine en yakın marketi işleten Ahmet Fındık da "Dünyaları, o evin içiydi. Kimseye bir zararları yoktu. Çok konuşkan değillerdi. 40 defa gelseler belki birinde 'Merhaba' veya 'Hoşçakal' derlerdi" diye konuştu. Bağ evinin yakınında oturan emekli memur Ünver Altınöz ise kardeşleri gören son kişi oldu. Altınöz, o gün yaşananları şöyle anlattı: "15 yıldır komşuyuz ama bugüne kadar hiç yan yana gelmedik. Çocuklar dün sabah 09.00 gibi yüksek sesle müzik dinlemeye başladı. Bir yandan da hep birlikte sağa sola hızlı adımlarla yürüyor ve konuşuyorlardı. Müzik sesinden rahatsız olmadığım için pek aldırış etmedim. Saat 19.00 sıralarında evin yanından geçtim. Yıllardır ilk kez bahçe kapılarını kilitli gördüm. Evin ışıkları yanıyordu. Ama kimse yoktu" dedi.
MUTLAKA BİR LİDERLERİ VARDIR'

Kahramanmaraş Devlet Hastanesi Psikoloji-Psikiyatri bölümünden Uzman Dr. Erol Bozhüyük şunları söyledi: "Yaşanan acılara dayanma gücü kişiden kişiye değişir. Bağımlılık derecesinde sevilen şeyin kaybı tetikleyici olabilir. Kardeşlerden biri veya ikisinin fikri, diğer kardeşleri de aynı acı sona sürüklemiştir. Bu olayda mutlaka bir lider vardır. Onun söylemiyle benimsenmiş bir karar gibi görünüyor. Anneye olan sevgiyi ispat hareketi. İntihara karşı çıkma, sanki anneyi sevmiyor ya da az seviyor gibi algılanacağı için intihar toplu olmuştur."

YENİ KALP, ANA GEN, YENİDEN DOĞUŞ, YARATILIŞ

Topluca ölüme giden 4 kardeşin isimleri de ilginç. Akrabaları, bu isimlerin İslam öncesi Türkler'de kullanılan isimler olduğunu, Beraris'in "yeni kalp", Sajen'in "ana gen", Rulin'in "yeniden doğuş", Raden'in de "tanrıdan geliş, yaratılış" anlamına geldiğini belirtti.

Yan yana toprağa verildiler

Cenazeler Ulu Cami'de kılınan cenaze namazının ardından Şeyh Hadil Mezarlığı'nda yan yana toprağa verildi. Yüksek dozda sakinleştirici verilen baba Nejdet Sağocak cenazeye katılamadı. Vatani görevini yapan Raden'in cenazesini askerler taşıdı. Baba Sağocak'ın yakınlarına, "İstanbul'dan döndükten sonra onları eve götürmeye ikna edemedim. Bağ evinde anneleri ve kendilerine ait ne kadar fotoğraf varsa yok ettiler. Psikolog tuttum. Terapi uyguladılar. Ama başarılı olamadık. Birkaç defa intiharı düşündüklerini söylemişlerdi. Çocuklarım eğitimli, kültürlü insanlardı. Nasıl yaptılar anlamıyorum" dediği belirtildi.

HEPSİ EĞİTİMLİ

RADEN: İngiltere'de Elektrik-Elektronik Mühendisliği okudu.
RULİN: Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Muhasebe'de bir yıl öğrenim gördü. Okulu bıraktı.
SAJEN: Bolu İzzet Baysal Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü öğrencisi.
BERARİS: KKTC'de özel bir üniversitede Radyo-Televizyon Bölümü'nde 1 yıl öğrenim gördü. Okulu bıraktı.

mynet

4/04/2011

yunanistandaki özel tv kanalı tarih kitaplarındaki osmanlı karşıtı efsaneleri çürüttü

Yunanistan okullarında okutulan tarih kitapları, çeşitli efsanelerden ve mitolojiden esinlenen kahramanlıklarla doludur.

Ancak bu tarih kitaplarının bel kemiğini Bizans tarihi ve Yunanlıların 1821 yılında Osmanlı İmparatorluğu'na karşı ayaklanması oluşturuyor.

Yani 4 yüzyıl boyunca Osmanlıların Yunanlılara çektirdiği eziyetler, çocuk kaçırmalar, ağır vergiler, zorla Müslümanlaştırmalar, okullar yasak olduğu için çocukların gizli okullara gitmek zorunda kalması, din adamlarının şişlenmesi gibi Osmanlıya ve dolayısıyla Türk dünyasına kin ve nefret aşılayan efsanelere ve mitlere geniş yer ayrılıyor.

Son yıllarda Türkiye ve Yunanistan'ın milli eğitim bakanlıkları arasında yürütülen görüşmelerde gerek Türk gerekse Yunan tarih kitaplarında birbirlerinin uluslarına karşı kin ve nefret uyandıran bölümlerin tasfiye edilmesini hedefleyen çalışmalar yapılıyor.

Ne var ki, bu resmi temaslardan henüz özlü bir sonuç alınmış değil.
Cesur adım

İşte böyle bir ortamda Yunanistan'ın özel Sky TV kanalı bu yolda cesur bir adım attı.

Sky TV, Yunan, Türk, İngiliz, Fransız ve Alman tarih profesörlerinin katılımıyla 8 bölümlük bir dizi yayınladı ve Yunan tarih kitaplarındaki Osmanlı karşıtı efsaneleri teker teker çürüttü.

Bu dizilerde Osmanlı yönetiminde uygulanan vergilerin dışında, zorla Müslümanlaştırmaların olmadığı, okulların yasaklanmadığı, Yunan din adamlarının imtiyazlı oldukları, ve zaten bu nedenle Patrik dahil bir çok din adamının ayaklanmaya karşı geldikleri, ticaretin serbest olduğu ve bir çok Yunan köyünün bu dönemde zenginleştiği gibi okullarda okutulan efsanelere taban tabana zıt düşen yaşam koşulları ortaya çıkarıldı.

Ancak aynı dizide o dönemdeki Osmanlının şark anlayışı nedeniyle Yunan toplumunun Batı'daki Rönesans devrimini kaçırdığı ve daha çok Osmanlıların yaşam tarzına uymayı tercih ettiği gibi bölümlere de yer verilmiyor değil.

1821 adlı TV dizisinde Yunanlıların Osmanlı yönetimine neden ayaklandığına da ışık tutuluyor.
Milliyetçiler rahatsız

190 yıl önceki Yunan ayaklanmasının aslında Osmanlı yönetiminin çektirdiği eziyetlere karşı değil, o yıllarda dağılmaya yüz tutan Osmanlı İmparatorluğu'nun tamamen çökmesini arzu eden yabancı güçlerin sayesinde başlatıldığını anlatan Yunan tarih profesörleri bile "Ayaklanma ilk önce çetelerin kışkırtılmasıyla başladı" diyorlar.

Aynı dizide 1821 ayaklanması süresinde yalnız Osmanlıların Yunanlıları değil, Yunan ihtilalinin başını çeken milli kahramanlarının da Yunan topraklarındaki zengin Türk köylerini nasıl kılıçtan geçirildikleri, yağmaladıkları ve ganimetlerden pay almak için birbirleriyle nasıl savaştıkları da anlatılıyor.

Yunanistan'da aşırı milliyetçilerin ve kilise çevrelerinin şiddetli tepkisine yol açmasına rağmen, 1821 dizisi Yunanistan'ın kendi tarihiyle yüzleşme cesaretini gösterdiği için Yunan eğitim standtarlarına göre bir devrim olarak algılanıyor.
bbc türkçe yaşam

3/23/2011

harvard'da okumak için oraya gitmeye gerek yok eğitimi ayağınıza getiriyor

Açık Üniversite'nin Bilgi Medya Enstitüsü'nün direktörü Peter Scott, "Sanal dünyada binaları ve sınıfları insanlarla doldurmanıza gerek yok, ayrıca belli bir ders programına da bağlı kalmak zorunda değilsiniz" diyor.

Açık Üniversite, İngiltere'de öğrencilerin evlerinden çalışmasına izin veren en büyük üniversite.

Kurum, internet üzerinden verilen sertifika programlarının da öncülerinden.

23 ülkede 263 bini aşkın öğrencisi olan Açık Üniversite, üniversite öğrencilerin yararlanabileceği bir dijital kütüphane imkanı sunan iTunes'da da indirme rekoru kırmış durumda.

Aralarında Harvard, Oxford ve Cambridge'in de olduğu dünyanın önde gelen üniversiteleri, eğitim malzemelerini kullanıcılara ücretsiz bir şekilde sunuyor.
'Toplum kolejleri' örnek alınıyor

En çok indirilen eğitim materyalleri ise Açık Üniversite'ye ait.

Üniversite'nin öğrencilerinin çeyreği 25 yaşın altında, 50 yaşın üzerindeki öğrenciler ise grubun sadece yüzde 10'unu oluşturuyor.

Çoğu ülkede üniversitelerin ücreti artarken, bu eğilimin güçlenmesi beklenebilir.

Böylece, odanızdan çıkmadan Harvard Üniversitesi'nden eğitim alma olasılığı da artıyor.

Ancak, Microsoft'un eğitim biriminden Anthony Salcito, internetten eğitim söz konusu olduğunda öne çıkanın seçkin üniversiteler olmadığını söylüyor.

Salcito, "Dubai ve Çin gibi yerlerde insanlarla konuşurken soruların ve ilginin Harvard gibi üniversitelere yöneleceğini düşünmüştüm. Ancak Amerikan eğitiminin en çok ilgi çeken ve taklit edilmeye çalışılan yanı, iki yıllık toplum kolejleri. Bu kolejler, sertifika ve fırsatların tüm vatandaşların hakkı olduğu inancı üzerine kurulu" diyor.

Salcito, bu okulların aynı zamanda istihdam imkanları ve işgücüne olan yakın bağları nedeniyle de rağbet gördüğünü söylüyor.
Elit okulların sultası sona erebilir

Peki internet sertifikaları üniversite deneyimini nasıl değiştirecek?

İngiltere'nin eski eğitim bakanı Lord Jim Knight, uzun süredir eğitim teknolojileriyle ilgili.

Knight, zamanla tamamen internetten alınan dereceler yerine, bir kısmı uzaktan, bir kısmı ise okula devam ederek bitirilen programların ortaya çıkabileceğini söylüyor.

Knight, "iTunes aracılığıyla konunun önde gelen uzmanlarının derslerini dinleyebilecekken, öğrenciler neden o kadar iyi olmayabilecek birini dinlemek için üniversiteye gitsinler?" diyor.

Açık Üniversite'den Peter Scott, öğrencilerin ihtiyacı neyse onu yerine getirmeye çalıştıklarını söylüyor.

Şimdilik en çok kullanılan eğitim malzemeleri yüksek kalitede podcast'lar ve videolar ancak multimedya kitapların sayısı da gittikçe artıyor.

Scott, üniversitelerin internetten derslerinin uluslararası tanıtımını yapabileceğini, eğer gerekirse yerel partnerlerden destek alabileceklerini söylüyor.

Peki bu Harvard'ın evlerimize gelmesini sağlayacak mı?

Scott, "Harvard da neymiş? Bir marka mı yoksa birkaç kişi mi? Aslında ne istiyoruz? Gerçekten öğrenmekse eğer, bunu yapmanın en iyi yeri burası, elit bir üniversite değil" diyor.

Anthony Salcito da sanal eğitimin seçenekleri artıracağını ve elit üniversitelerin markalaşmış isimlerinin ötesine geçmeyi sağlayacağını söylüyor.

Salcito, "Eğitim ve teknoloji daha açık hale geldikçe, markaların sultası da değişecek çünkü öğrencilerin daha fazla seçeneği olacak" diyor.
bbc türkçe bilim ve teknoloji

3/06/2011

köpek eğiticisi ölünce yanından ayrılmayan köpeği'de üzüntüden öldü

Afganistan'da görev yapan köpek eğiticisi İngiliz askerin uğradığı silahlı saldırıda ölümü ardından, yanından ayırmadığı köpeği de geçirdiği üzüntü ve şoktan can verdi.

Theo adlı köpeğin patlayıcı madde ve bomba aramada koku yeteneğine başvuruluyordu.

Güney Afganistan'da görev yapan Liam Tasker, Helmand bölgesinde yanında Spanyel cinsi köpeği Theo ile devriye gezerken silahlı saldırıya uğradı.

Aldığı yaralardan ölen askerin köpeği, saldırıdan sağ olarak kurtulsa da, geri döndüğü İngiliz üssünde kalp krizi geçirdi.

Arkadaşları, 26 yaşındaki asker Liam Tasker'ı ''Köpeklerle doğal olarak iletişim kurma yeteneğine sahip bir insandı'' diyerek andı.

İngiltere ordusu, patlayıcı arama eğitimi almış yaklaşık 400 köpek kullandıklarını söylüyor. Fakat bu köpeklerden kaçının Afganistan'da bulunduğuna dair bir bilgi verilmedi.

Liam Tasker'la aynı birlikte olan meslektaşları, ''Liam ve köpeği Theo ayrılmaz bir bütün gibiydiler, hayata da birlikte veda ettiler'' diyerek üzüntülerini dile getirdiler.

2001'den bu yana İngiltere ordusu Afganistan'da 358 kayıp verdi.

Afganistan'da en yoğun çatışmalar, Helmand'ın da yer aldığı ülkenin güneyinde meydana geliyor.
bbc türkçe yaşam

2/04/2011

türkan saylan türbanlı öğrencilerin başını hipnoz yaparak açtırıyormuş

TRT’nin en çok izlenen kanallarından biri olan TRT Haber’de yayınlanan “Büyük Takip” isimli haber programında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ile ilgili tek taraflı iddialara yer verildi.

Milliyet Gazetesi’nden Şükran Pakkan’ın haberine göre; Derneğin bölücülük faaliyetlerinde bulunduğu öne sürülen programda, önceki yıl hayatını kaybeden dernek başkanı Türkan Saylan’ın “İstanbul Üniversitesi’ndeki başı örtülü öğrencilere hipnoz yaparak başını açtırdığı, Atatürkçülüğü bir maske olarak kullandığı, İslam düşmanı olduğu” iddia edildi.

Tek taraflı iddialar

‘Büyük Takip’in ÇYDD ve Çağdaş Eğitim Vakfı’nı konu alan belgeseli 14 Ocak saat 20.30’da yayınlandı. Yaklaşık 40 dakika süren program boyunca, ÇYDD ile ÇEV ile ilgili taraflı iddialara yer verildi. Programda şu yorumlarda bulunuldu:

- “Bu iki kuruluş yıllarca toplumun önde gelen isimleri tarafından korunup kollandı. Her türlü övgü ve desteğe mazhar kılındı. Taki Ergenekon kapsamında yapılan baskınlara kadar. 18 Mart’ta duruşma yapılmasına karar verildi.

- Eğitimin yanında her şey yapılıyordu. Bazı medya organlarının çizdiği resim, diğer tarafta savcıların çizdiği resim.

- İddinamede, ÇYDD’nin burs verdikleri arasında PKK, DHKP-C gibi yasa dışı örgütlere mensup olanların bulunması, özellikle kız öğrenciler kullanılarak askeri okullara sızma faaliyet yürütülmesi, tüm bunlar için yurtdışından yüklü miktarda paralar aktarılması, telefon konuşmalarına şok ifadelerin yansıması gibi bilgiler yer aldı.

- Ergenekon’da hücre tipi sivil toplum kuruluşları var. Savcılar, bu hücreler arasında ÇYDD’nin olduğunu iddia ediyor. Örgütsel içerikli görüşmeler yapıldığı aktarılıyor, çarpıcı fotoğraflar delil klasöründe yer alıyor. Saylan, Ergenekon sanıklarıyla yan yana...

‘Leyla adını aldı’

- Türkiye ÇYDD hakkındaki farklı bilgilerden 4 yıl önce MİT tarafından 5 yıl önce Üsküdar 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderilen bir yazıyla haberdar oldu. Üsküdar Gazetesi Sahibi Adnan Odabaşı’nın gündeme getirdiği misyonerlik iddiaları karşısında derneklerin açtığı davaların kararını bu belge belirledi. O belgede Saylan hakkında yapılan incelemede o güne kadar kimsenin bilmediği bir kimliği ortaya çıktı. Prof. Saylan hakkında yapılan açıklamada annesinin İngiltere doğumlu olduğu, Katolik Hristiyan olduğu, 1936’da Leyla adını aldığı, Dünya Kiliseler Birliği ile ortaklaşa çalıştığı anlatılıyordu.”

Dernekten suç duyurusu

ÇYDD Başkanı ve eski Adalet Bakanı Prof. Dr. Aysel Çelikel, programda yer alan iddialar karşısında yargı yoluna gitmeye karar verdiklerini açıkladı. Dernek, TRT aleyhine önümüzdeki hafta başında suç duyurusunda bulunacak. Dernek yöneticileri, programda adı geçen Adem Zencir diye birinin asla dernekte çalışmadığını ve tüm iddiaların asılsız olduğunu, programın TRT’de yayınlanmasına akıl erdiremediklerini söyledi.

‘Saylan hipnoz yapıyor’

Programdaki röportajlarda dile getirilen iddialar ise şöyle:

- Adnan Odabaş (Üsküdar Gazetesi sahibi): “Bu insanlar Atatürk’ü kalkan yaparak bölücülük yaptılar.”

- Yılmaz Dikbaş (Araştırmacı): “Fakir, işsiz çocuklara Türk tarihine, Türk geleneklerine, Türk karakterine ters bir eğitim verdiler. Türkan Saylan bir Atatürkçü değildir.”


- Adem Zencir (Güvenilir öğrenci olarak Saylan’ın en yakınına kadar yükselmiş bir isim olduğu, dernekte çalıştığı, ancak imam hatip kökenli olduğu anlaşılınca kovulduğu iddia edilen kişi): “Türk devletine, Türk askerine ne kadar düşman varsa, onlara üç katı para verirlerdi. Deniz Yıldızları diye bir programları vardı. Bu seminerlerin içeriği İslam düşmanı. Mağdur Kürt kızlarıyla, askeri okuldaki bozulmayan çocukları sosyal temasa geçirmek, batı felsefesiyle yetiştirmek amaçlı yapılan sosyal aktivitelerdi. Saf kızları, yoksul kızları konağa alır, hipnoz yapardı. Ve bunu Türkan Saylan yapardı ve ruh ikizi Kemal Alemdaroğlu yapardı.”

Programda CHP eski MYK Üyesi Savcı Sayan, milletvekili Mehmet Sevigen ve gazeteci Aziz Üstel’in de yorumlarına yer verildi.
cumhuriyet portal

1/19/2011

the new york times makalesi türkiye coğrafyasında güç gösterisi yapıyor

“Batı ile olan ittifakının gölgesinden çıkarak sık sık iddialı ve bağımsız bir dış politika çizen Türkiye, şu ana kadarki en büyük başarısını gösterebilir” yazar Shadid'e göre Türkiye özellikle Irak'ta ve Kürt bölgesinde bir “güç gösterisi” yapıyor. Zaten yazının başlığı da bu.

İşte o çarpıcı yazı...

Güç gösterisi
Osmanlı'nın görkemli günlerinden bu yana ilk kez bu kadar güçlü olan Irak'ın, hızla kalkınan kuzeydeki kentlerinden Basra'nın en güneyindeki petrol sahalarına kadar karışıklık içinde olan bu ülkenin geneline nüfuzunu yansıtan Türkiye, uzun zamandır kendisine şüpheyle yaklaşan Arap dünyasında da gittikçe artan ağırlığını resmeden bir güç gösterisinde bulunuyor.

ABD ve İran arasında çekişme yaşanan bu bölgede yükselişte olan ve Batı ile olan ittifakının gölgesinden çıkarak sık sık iddialı ve bağımsız bir dış politika çizen Türkiye, şu ana kadarki en büyük başarısını gösterebilir.

12/17/2010

Thorbjorn Jagland çok dinli yapıya alışmamız lazım

Terör toplantısına katılmak için İstanbul’a gelen Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland, Türkiye’nin gündemine ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Jagland’ın sözleri şöyle:

Basına baskı var

Türkiye’de medyanın üzerindeki baskı kalkmalı. Bu baskı hoşumuza gitmiyor. AB de yayınladığı 2010 Türkiye İlerleme Raporu’nda bu baskıya değindi. Basın özgürlüğü her demokratik toplumda olması gereken bir özgürlüktür.

12/09/2010

haftasonu parklarda ilanla çocuklarına eş arıyorlar


Şanghay'ın Halk parkında hafta sonları binlerce aile çocuklarının iş, eğitim, maaş durumunu belirten afişlerle çocuklarına uygun hayat arkadaşını arıyor.

Çin usulü bu ilginç görücü usulünde aileler çocuklarına en uygun geleceği sunabilecek adayı bulabilmek için kurulan bankolarda saatlerce müstakbel gelin ve damatlarının tüm bilgilerini not alıyor.

6/06/2010

dudak uçuklatan tablo

Okullarda dudak uçuklatan tablo MHP Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın yaptığı araştırmanın sonuçları öğrencilerin içler acısı halini ortaya koydu. 

dudak uçuklatan tablo

MHP Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın yaptığı araştırma okullardaki dudak uçuklatan tabloyu ortaya çıkardı. MHP’li Özkan’ın araştırmasına göre, her 3 öğrenciden 1’i okula aç gidiyor.
MHP’li Özkan’ın gözlemlere dayanarak ve sahada yaptığı araştırmalar öğrencilerin içinde bulunduğu içler acısı tabloyu gözler önüne serdi. Özkan’ın kendi yaptığı araştırmaya göre; öğrenciler sabah kahvaltısı yapmadan eğitim öğretime başlıyor. İşte, Özkan’ın kendi yaptığı araştırmadan tespitler şöyle:

“Maalesef, Türkiye'de, benim kendi gözlemlerimle, her üç öğrenciden birinin aç olarak okula gittiğidir. Bu son derece sıkıntılı bir tablodur. Eğer ben yanılıyorsam, bu konuda bir araştırma varsa ki Türkiye'de yapılmış, istatistiksel anlamda ciddi bir araştırma olmadığını, benimki de gözlemlere dayanan, sahada kendimin, bizatihi araştırmalarıma dayanan bir gözlem; her 3 öğrenciden 1'i maalesef aç olarak okula başlamaktadır.”

Araştırmaya göre her 3 öğrenciden 1’i okula aç gidiyor.


Konuyu TBMM’ye taşıyan Özkan, Genel Kurul’da yaptığı konuşmada şunları şöyledi:
“Sayın milletvekilleri, sizlere soruyorum;  16 milyon öğrenciden kaçı, acaba sabahları okula aç gidiyor? Peki, biz bu öğrencilerimizi doyurmak için ne yapıyoruz? Okullarımızda bir beslenme saati uygulaması devlet olarak yapabiliyor muyuz?"
"Mesela bu çocuklarımıza yeterli proteini vermek için süt saati uygulaması yapabiliyor muyuz" diye soran Özkan, "Millî Eğitim bütçesine ödenek konulmuş, bu ödeneği kullanıyor musunuz? Hayır. Ama tutup, tek tip kıyafeti kaldıralım, okullarda biz, batılı firmaların ürettiği markaları rekabet hâline getirelim ve okulları podyuma dönüştürelim" diyerek tepkisini dile getirdi.