Dünya

Dünya
intihar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
intihar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10/31/2011

rusyada saatler geri alınmıyor gerekçe ise stres ve intihar oranlarında artış sayısı

Rusya'nın yaz saatinde kalmaya devam ederek, saatlerin geri alınmayacağı devlet başkanı Dimitri Medvedev tarafından Mart ayında açıklanmıştı.
Böylece, Rusya'da saatlerde herhangi bir değişiklik yapılmamış oldu.

Başkent Moskova'dan bildiren BBC muhabiri Daniel Sandford, Medvedev'in söz konusu alırken Rusların saat değişimi sebebiyle yaşadıkları strese engel olmak amacıyla hareket ettiğini bildirdi.

Sandford ayrıca ülkede saat değişikliğinin yapıldığı dönemlerde intihar olanlarında artış yaşandığı yönünde uzman görüşlerinin de yaygın olduğunu belirtti.

BBC muhabiri Sandford, ülkede yaz saati uygulamasından çıkılmaması sebebiyle uluslararası bağlantıları bulunan iş kollarında sıkıntılar yaşanabileceğine dikkat çekiyor.

Sandfrod özellikle hava ve demir yolları şirketlerini zorluklarla dolu bir dönemin beklediğini belirtiyor
Tasarruf amaçlı uygulamanın mazisi

Güneş ışınlarından daha fazla faydalanmak amacıyla ortaya çıkan yaz saati uygulaması ilk kez 1895 yılında Yeni Zelandalı bilim adamı Vernon Hudson tarafından gündeme getirildi.

Güneş ışınlarından ve ısısından faydalanarak, ısınma ve faydalanma maliyetlerini azaltmayı amaçlayan uygulama 1916'da Almanya ve müttefikleri tarafından ilk kez resmen uygulandı.

Yaz saatine geçiş 1920lerde Avrupa ülkelerinin çoğu tarafından benimsendi.

Türkiye'de yaz saati uygulaması 1 Temmuz 1940 tarihinde, bakanlar kurulu kararıyla başladı.

Bu sene kış saatine geçmeyen Rusya’da ilk yaz saati uygulaması ise 1918 yılında yapıldı

7/08/2011

avrupada ekomomik kriz tırmandıkça intihar oranları yükseliyor

Amerikalı ve İngiliz araştırmacılar, 2007-2009 yılları arasında inceledikleri 10 ülkenin 9'unda toplumların çalışan kesimleri arasında intihar oranlarının arttığını saptadılar.
The Lancet dergisinde yayımlanan araştırma sonuçlarına göre, 65 yaşın altındaki kişiler arasında intihar oranlarındaki artış yüzde 5 ile yüzde 17 arasında değişiyor.
Araştırmacılar, intihar oranlarının düşürülmesi için devletin toplumsal destek programlarına yatırım yapmasının kilit önem taşıdığını kaydetti.
İnsanların işlerini kaybetmesini önleyecek programların ya da yeniden iş bulmalarına destek sağlanmasının, bu kişilere sosyal yardım sağlanmasından daha önemli olduğu belirtildi.
Araştırma ekibi, 10 ülkedeki intihar oranlarını karşılaştıran çalışmasında Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerini kullandı.

İncelenen dönemde işsizlik oranı üçte bir artmıştı.
İntharlardaki artış, mali krizin derinliğiyle orantılı

Sadece Avusturya'da intihar oranları az oranda düştü. Bunun da Avusturya'nın diğer ülkelerden daha düşük boyutta mali kriz yaşamasından kaynaklandığı düşünülüyor.

Avrupa'da en ciddi mali kriz yaşayan ülkelerden Yunanistan ve İrlanda'da intihar edenler, yüzde 17 ve yüzde 12 oranlarında artarken; 2007-2008 yıllarında Letonya'daki artış yüzde 17'den fazla oldu.

Araştırmada, güçlü sosyal devlet sistemine sahip olan Finlandiya'da daha önceki yıllarda kıyasla daha düşük artış olduğu ve intihar edenlerin sayısının yüzde 5'in biraz üzerinde arttığı kaydedildi.

İngiltere'deki intiharlardaysa yüzde 10'luk bir artış belirlendi.

Araştırma ekibinde yer alan Dr. David Stuckler, "Tam anlamıyla tersine döndü, durum. Ekonomik krizden önce intihar oranları düşüyordu; ancak daha sonra incelenen Avrupa ülkelerinin hemen hepsinde yükselişe geçti. Bu artışların mali krizle bağlantılı olduğu, hemen hemen kesin." dedi.

Dr. Stuckler, yaşanan ekonomik sorunların kalp ve kanser hastalıklarındaki artış gibi olası sonuçlarının hemen görülemeyeceğini kaydetti.
Antidepresan reçetelerinde artış

Geçtiğimiz günlerde BBC'nin yaptırdığı bir araştırma, mali bunalım sırasında doktorların daha fazla antidepresan ilaç yazdığına işaret ediyordu.

İngiltere'deki aile hekimleri, giderek daha fazla sayıda insanın yaşadıkları mali güçlüklerden yakındığını ve son dört yılda yazılan Prozac ve benzeri ilaç reçetelerinin yüzde 40 arttığını kaydediyorlar.

Akıl Sağlığı Merkezi'nin genel başkan yardımcısı Andy Bell, "İşsizliğin ve işsiz kalma korkusunun akıl sağlığını kötüleştiren en büyük tehlikelerden biri olduğu biliniyor. Bu araştırma, yalnızca işsiz kalan insanların değil, işsiz kalabilecekleri korkusuyla yaşayan insanların akıl sağlığıyla ilgilenmemizin önemli bir kamu sağlığı konusu olduğunu gösteriyor." dedi.

7/07/2011

intihar oranlarını düşürmek için insanlara ölüm provası yaptırıyorlar

Dünyanın en yüksek intihar oranlarından birisine sahip olan Güney Kore'de düzenlenen seminerlerle, insanların yaşamın değerini anlamaları için çaba gösteriliyor.
Ülkenin eski Cumhurbaşkanı Roh Moo-hyun, adının bir rüşvet skandalına karışması ardından 2009 yılında intihar etmişti.
Seminerlere katılanlar, tabutlara girerek 'ölüm provası' yapıyor ve bu deneyim sayesinde yaşamlarını yeniden gözden geçirme fırsatı bulduklarını belirtiyorlar.

6/27/2011

akılalmaz intihar yöntemi odtü öğrencisi otobüs durağında siyanür içerek intihar etti

İzmir’in Konak İlçesindeki otobüs duraklarında çok sayıda kişinin şaşkın bakışları arasında sodyum karıştırılmış siyanürü içen ODTÜ öğrencisi, 20 yaşındaki Özgür Akbulut, yaşamına son verdi. Akbulut’un siyanürü aldığı işyerinin sahibi, "Satışı yasak olan bir madde değil. Fiş karşılığında satarız. İnsan niyetini bozduktan sonra her türlü yöntemle intihar edebilir. Genellikle kuyumcular alır" dedi.

Olay, bugün saat 14.30 sıralarında Bahribaba otobüs duraklarında meydana geldi. Bir süreden bu yana psikolojik sorunları bulunan Ortadoğu Teknik Üniversitesi Eğitim Fakültesi Kimya Öğretmenliği bölümü öğrencisi Özgür Akbulut, bu sabah Menemen İlçesi’nde İzmir’e geldi.

Akbulut, ilk olarak Kemeraltı Çarşısı’nda bulunan firmadan soydum karıştırılmış siyanür aldı. Daha sonra siyah poşet içerisine koyduğu siyanürle Bahribaba otobüs duraklarına giden Özgür Akbulut, burada bulunan çok sayıda kişinin gözleri önünde poşetten çıkardığı plastik kap içerisindeki siyanürden içti. Kısa süre sonra fenalaşan Akbulut, olay yerinde yapılan ilk müdahale ardından Atatürk Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Özgür Akbulut, acil serviste doktorların çabalarına rağmen kurtarılamadı.
Geçen ocak ayında da Menemen İlçesi’nde ilaç içerek intihar girişiminde bulunduğu belirtilen Özgür Akbulut’un cesedi, nöbetci savcının incelemesi ardından Adli Tıp Kurumu’na kaldırıldı. Polis, Akbulut’un olay sırasında yanında bulunan siyanür kutusuna da el koydu.

ÖZEL KULLANIM AMAÇLI

Üzerinde "Profesyonel kullanıma yöneliktir ile analitik ve AR-GE amaçlı kullanım içindir" uyarılarının bulunduğu siyanürün satıldığı firmanın adını söylemek istemeyen yetkilisi ise, "Genellikle kuyumculara satarız, satışı yasak olan bir madde değil. Fiş karşılığı satışını yaparız. Bir insan niyetini bozduktan sonra her türlü yöntemle intihar edebilir" dedi. Özgür Akbulut’un ailesine ulaşmaya çalışan polisin olayla ilgili soruşturmasının devam ettiği bildirildi.

DHA

5/30/2011

17 yıl önce intihar ettiği öne sürülen tunceli jandarma alay komutanının mezarı açılıyor

Tunceli Jandarma Alay Komutanlığı görevini yürütürken lojmanında ölü bulunduktan sonra otopsisi yapılarak "intihar ettiği" sonucuna varılan ve dosyası kapatılan Kazım Çillioğlu ile ilgili soruşturmada karar çıktı.

Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı, Çillioğlu'nun Düzce'de bulunan mezarının açılmasına karar verdi.

Olayla ilgili soruşturma oğlu Gökhan Çillioğlu’nun 2010 yılı sonundaki müracaatı üzerine yeniden açılmıştı.
Babasının intihar etmediğini, öldürüldüğünü ileri süren Gökhan Çillioğlu, yapılan anayasa değişikliğinin de imkan sağladığına atıfta bulunarak soruşturmanın cumhuriyet savcılarınca yeniden açılmasını talep etmişti.

Gökhan Çillioğlu’nun başvurusu üzerine Erzurum’a gönderilen dosyayı inceleyen savcılık, görevsizlik vererek dosyayı Malatya’ya göndermişti.

Başlatılan soruşturma kapsamında dosyayı yeniden inceleyen Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı ilk olarak babasının cinayete kurban gittiği iddiasında bulunan Gökhan Çillioğlu’nu dinlemişti.
mynet

4/24/2011

dört çocuğunun ve eşinin ölümüne neden hiç ağlamadı?

4 evladı aynı anda intihar eden Kahramanmaraşlı Avukat Necdet Sağocak, ne eşinin ne de çocuklarının ölümünde ağlamadığını söyledi.
Eşi Neyran Sağocak’ın 15 Nisan’da İstanbul’da ölümünün ardından 4 çocuğu intihar eden Avukat Necdet Sağocak’la (67) Kahramanmaraş’taki evinde görüştük. Abdülhamidhan Mahallesi’ndeki 3 katlı müstakil evinin bahçesi yemyeşil.
O kadar çok leylak ağacı var ki. Koparıp verirken “Neyran prensesimin en sevdiği çiçekten size vereyim” diyor. Siyahlar içinde. Atletik, bakımlı, nazik. “Acınızın büyüklüğünü anlıyorum” diyorum. “Karşınızda dünyanın en güçlü adamı var” diyor. “Sizi üzmek istemiyorum” diyorum. “Üzüldüğümü nereden çıkardınız?” diyor ve ekliyor, “Hiç ağlamadım, hiç ilaç almadım. Psikologa gittim, sorular sordum, cevap veremedi. Üç gün sonra gidip cevaplarını alacağım.” Elimi tutuyor. Buz gibi. Bana “Elleriniz ne kadar sıcak” diyor. Gözlerime bakıyor “Binlerce yıllık acı kültürü omuriliğinizden aşağıya inmiş” diyor. Çocuklarının, annelerine neden ölümüne bağlı olduğunu öğrenmek istediğimi söylüyorum. Mırıldanarak “Neyran’ım mükemmel, olağanüstü bir insandı. Onu çok seviyorduk. 5 hastane dolaştık ama kaybettik” diyor.

Neden, Kahramanmaraş yerine İstanbul’a defnedildiğini sorup, sık ziyaret edemeyeceklerini söylüyorum, yanıt veriyor: “Uzaklık ne demek? Öyle bir şey yok. Yer, yer, aynı. 10 günde 4 kez gittik çocuklarla zaten” diyor. Kayınvalidesi Mevhibe Fettahoğlu’nun aydın, ilerici ve Cumhuriyet’in ilk kadın öğretmenlerinden olduğunu söylüyor:

“Yakın zamanda onu kaybettik. Karacaahmet Mezarlığı’nda tek yer kalmıştı yanında. Neyran’ımızı gömdük.”

Eşinin heykellerini görmek istediğimde ise “Hepsini kırdım” diyor. Avukat Necdet Sağocak, 1978 Kahramanmaraş Katliamı’nda, öldürülen Aleviler’in yaşadığı Yörük Selim Mahallesi’nde doğduğunu söylüyor. “Alevi misiniz?” sorusuna yanıtı şöyle: “Öyle güçlü kültürden, aileden geliyorum ki ne mezhebin ne dinin önemi var” cevabını veriyor. 12 Eylül öncesinin karanlık günlerinde can güvenliğinin olmadığını, tehditlere boyun eğmediğini anlatıyor: “Ölümden döndüğüm çok oldu. Buna rağmen büroma hep tek başıma gittim.”

Eşi Neyran Hanım’la bu karanlık günlerde, 1978’de birbirlerine aşık olup evlendiklerini anlatırken gözleri doluyor.
mynet

4/23/2011

k.maraşta intihar eden dört kardeşin isim anlamları ve intihar sebepleri

Kendilerini iple asarak intihar eden dört kardeşin, "hastalık derecesinde" bağlı oldukları annelerine ait fotoğrafları yok ettiği ve ilk seferinde tüpgazla intihara kalkıştığı öğrenildi.
Kahramanmaraş'ta Raden (31), Rulin (30), Sajen (27) ve Beraris (26) isimli dört kardeşin toplu intiharının altından, sıra dışı bir aile çıktı. Baba, şehrin köklü ailelerinden birinin, başarılı bir avukat olan oğlu Nejdet Sağocak'tı.
Anne ise daha önceki evliliğinden 2 çocuğu olan heykeltıraş- ressam Neyran Sağocak. 1978'de Ankara'da evlenen ve 1980'de, Neyran Sağocak'ın ilk eşinden olan kızları Seyla (38) ve Serja (35) ile birlikte Kahramanmaraş'a yerleşen aile, dışa kapalı bir hayat yaşıyordu. Abdülhamithan Mahallesi'ndeki 3 katlı müstakil ev, yüksek duvarlarla dış dünyadan ayrılıyordu. Şehrin 5 kilometre dışındaki bağ evi de etraftan soyutlanmış, dikenli tellerle çevrilmişti. Komşuları, akrabaları dahil hiç kimseyle iletişim kurmuyorlardı. Çocukların hiçbiri evlenmemiş, eğitim dışında evden ayrılmamıştı. Yakın çevreden alınan bilgiye göre baba, işi gereği "dışarı" ile bağlantılıydı, ancak ailesi konusunda konuşmuyor, onlarla birlikte sosyal ortamlara girmiyordu. Aile bağları "şaşırtıcı" derecede güçlüydü; birbirlerinden zorunlu olmadıkça ayrılmıyorlardı. Neyran Sağocak (63) 15 gün önce İstanbul'da askerlik yapan oğlu Raden'i ziyarete gitti. Burada rahatsızlanınca diğer çocukları ve eşi de yanına geldi. Hastanedeki tedavi süreci ve tüm müdahalelere rağmen Neyran Sağocak hayatını kaybetti. Eşi ve çocuklarının katıldığı törenle, geçen cumartesi Karacaahmet Mezarlığı'nda defnedildi. 3 kardeş Kahramanmaraş'a döndü. Birliğinden izin alan Raden de onlara katıldı.

'ÖLSEK YANINA GİDER MİYİZ?'

Ancak dört kardeşin psikolojisi bozuldu. Annelerinin hatıralarından kaçmak için Dereli köyü yanındaki bağ evine yerleştiler. "Biz de ölürsek annemizin yanına gidebilir miyiz?" diye konuşmaya başladılar. Salı günü mutfaktaki tüpü açan kardeşler, toplu intihara kalkıştı. Ancak bağ evinin hizmetlisi Hayri Tepebaşı gençleri son anda kurtardı. Nejdet Sağocak, Tepebaşı'na gözetim görevi vererek evdeki kesici ve tehlikeli eşyaları attırdı. Ancak önceki gün 5'er metrelik 4 adet ip satın alan çocuklar, akşama doğru "Karnımız acıktı, bize şehirden yemek getir" diyerek görevliyi bağ evinden uzaklaştırdı. Bahçedeki araçlarının radyolarını açarak sesi en yüksek seviyeye getiren kardeşler bağ evinin 4 odasına dağıldı. Ve ipleri tavana asıp aynı anda, birbirlerini görmeyecek noktalarda yaşamlarına son verdiler. Eve dönen Tepebaşı, müziğin sesini duyunca bir terslik olduğunu anladı. Eve girdiğinde, Beraris'in cesedini girişte, Raden'in cesedini sağ taraftaki odada, Sajen'in cesedini arka odada, Rulin'in cesedini ise üst kattaki odada buldu.
'İçlerinden biri karar alır, diğerleri uyardı'

Babanın iş ortağı avukat Emine Ağaoğlu ailenin içine kapanık olduğunu, çocukların annelerine çok ama çok düşkün olduğunu belirterek, "Hatıralardan kaçmak için bağ evinde kalıyorlardı. Annelerinin ölümünü kabullenemediler. Çok zeki ve yetenekli çocuklardı. Çok radikal kararlar alabilecek, değişik karakterde çocuklardı. Sıradan insan değillerdi. Hayata bakış açıları çok farklıydı. Bu 4 kardeşin birbirleri arasındaki bağlar da çok kuvvetliydi. Biri karar aldığında diğeri tartışmaksızın buna uyardı" diye konuştu. Baba Sağocak'ın ailesinden hiç bahsetmediğini belirten Ağaoğlu, "Anneleri öldükten sonra Nejdet Bey, 'Ben iyiyim ama çocukları avutamıyoruz' serzenişinde bulunuyordu" dedi. Baba Sağocak'ın dostlarından müteahhit Mahir Güller de ailenin kapalı bir kutu olduğunun altını çizerek, "Aileyle ilgili kimse bir şey bilmez, ayrıca merak da etmezdi. Nejdet de anlatmazdı zaten. Ailesi onun için çok özeldi. Bildiğim bir şey varsa, ailesine çok ama çok düşkün bir insan olmasıydı" dedi.

'Sürekli bahçede dolaşıp, konuşuyorlardı'

Abdülhamithan Mahallesi'nin muhtarı olan ve aynı zamanda Sağocak ailesinin evlerine en yakın marketi işleten Ahmet Fındık da "Dünyaları, o evin içiydi. Kimseye bir zararları yoktu. Çok konuşkan değillerdi. 40 defa gelseler belki birinde 'Merhaba' veya 'Hoşçakal' derlerdi" diye konuştu. Bağ evinin yakınında oturan emekli memur Ünver Altınöz ise kardeşleri gören son kişi oldu. Altınöz, o gün yaşananları şöyle anlattı: "15 yıldır komşuyuz ama bugüne kadar hiç yan yana gelmedik. Çocuklar dün sabah 09.00 gibi yüksek sesle müzik dinlemeye başladı. Bir yandan da hep birlikte sağa sola hızlı adımlarla yürüyor ve konuşuyorlardı. Müzik sesinden rahatsız olmadığım için pek aldırış etmedim. Saat 19.00 sıralarında evin yanından geçtim. Yıllardır ilk kez bahçe kapılarını kilitli gördüm. Evin ışıkları yanıyordu. Ama kimse yoktu" dedi.
MUTLAKA BİR LİDERLERİ VARDIR'

Kahramanmaraş Devlet Hastanesi Psikoloji-Psikiyatri bölümünden Uzman Dr. Erol Bozhüyük şunları söyledi: "Yaşanan acılara dayanma gücü kişiden kişiye değişir. Bağımlılık derecesinde sevilen şeyin kaybı tetikleyici olabilir. Kardeşlerden biri veya ikisinin fikri, diğer kardeşleri de aynı acı sona sürüklemiştir. Bu olayda mutlaka bir lider vardır. Onun söylemiyle benimsenmiş bir karar gibi görünüyor. Anneye olan sevgiyi ispat hareketi. İntihara karşı çıkma, sanki anneyi sevmiyor ya da az seviyor gibi algılanacağı için intihar toplu olmuştur."

YENİ KALP, ANA GEN, YENİDEN DOĞUŞ, YARATILIŞ

Topluca ölüme giden 4 kardeşin isimleri de ilginç. Akrabaları, bu isimlerin İslam öncesi Türkler'de kullanılan isimler olduğunu, Beraris'in "yeni kalp", Sajen'in "ana gen", Rulin'in "yeniden doğuş", Raden'in de "tanrıdan geliş, yaratılış" anlamına geldiğini belirtti.

Yan yana toprağa verildiler

Cenazeler Ulu Cami'de kılınan cenaze namazının ardından Şeyh Hadil Mezarlığı'nda yan yana toprağa verildi. Yüksek dozda sakinleştirici verilen baba Nejdet Sağocak cenazeye katılamadı. Vatani görevini yapan Raden'in cenazesini askerler taşıdı. Baba Sağocak'ın yakınlarına, "İstanbul'dan döndükten sonra onları eve götürmeye ikna edemedim. Bağ evinde anneleri ve kendilerine ait ne kadar fotoğraf varsa yok ettiler. Psikolog tuttum. Terapi uyguladılar. Ama başarılı olamadık. Birkaç defa intiharı düşündüklerini söylemişlerdi. Çocuklarım eğitimli, kültürlü insanlardı. Nasıl yaptılar anlamıyorum" dediği belirtildi.

HEPSİ EĞİTİMLİ

RADEN: İngiltere'de Elektrik-Elektronik Mühendisliği okudu.
RULİN: Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Muhasebe'de bir yıl öğrenim gördü. Okulu bıraktı.
SAJEN: Bolu İzzet Baysal Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü öğrencisi.
BERARİS: KKTC'de özel bir üniversitede Radyo-Televizyon Bölümü'nde 1 yıl öğrenim gördü. Okulu bıraktı.

mynet

1/13/2011

mezarlıkta hareket eden tabutların sırrı çözülemedi

1807 yılında Barbados'ta bir Hıristiyan mezarlığında akıllara durgunluk veren olaylar dizisi yaşandı.
Aynı mezarlığa gömülen cesetlerin her biri yerinden oynuyordu.
Peki "Huzursuz ruhlar" denilen bu esrarengiz olayın sırrı neydi?
1807 Temmuz'unda Bayan Thomasina Goddard'ın cesedi basit ahşap bir tabutla mezar odasının en üst katına konuldu.
Daha sonra delilik intihar ve cinayet gibi kötü şöhrete sahip Chase ailesi kondu.
Ailenin reisi kötü biriydi; kölelerine karşı öyle zalimdi ki adamı ölümle tehdit ederlerdi.
22 Şubat 1808'de bebek Mary öldü; büyük ihtimalle babası bebeği kızgın bir anında öldürmüştü!
Zavallı bebek ağır metal bir tabutla mezara kondu.
Birkaç ay sonra ailenin tuhaflığıyla bilinen delikanlısı Dorcas, kendini bahçedeki bir dolaba kilitleyip havasızlıktan öldü. O da aynı mezara kondu.
Dış kapıya geldiklerinde iki zenci kapıyı açtı. Ağıtlar yakarak tabutu taşayanlar onu takip ettiler, taş basamaklara yöneldiler.
Sadece el fenerinin ışığı vardı. Mezarın iç kapısı açıldı ve herkes korkuyla bağırdı.
Ağıt yakanlar tabutu düzelttiler ve Dorcas'ı kızkardeşinin yanına koydular.
Bir ay sonra albay Chase, kendini öldürdü. O da aynı mezarlığa kondu.
8 yıl sonra Chase'lerden olan bir çocuk daha öldü ve mezarlığa getirildi. Bu süre içinde menteşeler paslanmıştı.
Kapıyı iki zenci ancak açabildi.
İçeri girenler korkuyla kala kaldılar! Bayan Goddard'ın tabutu normal yerindeydi ama Chase ailesinin tabutları ortalığa saçılmıştı!
Bu çok tuhaftı; zira her birini dört kişi ancak kaldırabiliyordu!
Bir ay sonra mezarlığa çiçek koyan bir kadın 'çatırtı' sesleri ve 'inliyen birinin sesi'ni duydu.
Kadının atının ağzından korkudan köpükler gelmeye başladı ve sonradan veterinerde tedavi görmek zorunda kaldı.
Ertesi Pazar kilisenin dışında bağlı duran atlar korkuyla dörtnala tepeler kaçmaya başladılar ve oradan da denize ölüme atladılar!
Mezarlığın adı gittikçe kötüye çıkıyordu. Sırada Samuel Brewster'in cenazesi vardı. Kimi Küba, kimi Haiti'den gelen 1000 kişilik kalabalık bir cenazeydi.
Şiddetli bir fırtına vardı ve dört zenci köle kurşun tabutu taşıyorlardı; ki yine insanın kanını donduran aynı manzarayla karşılaştılar: tabutlar yine ortalığa saçılmıştı.
Bu noktada işe adanın valisi Lord Combermere karıştı. Sonraki cenazeye bizzat katıldı. Bu seferki, tabutunun yeri hiç bozulmayan Thomasino Goddard'ın kızı Thomasino Clarke'ın cenazesiydi. Vali mezarlıkta bir yeraltı dehlizi olup olmadığına baktı (ki hiç yoktu).
Adamlara yeni tabutu getirmeden önce ters çevrilmiş tabutları düzeltmelerini emretti. Sonra zemini ince kumla kaplattı ve kapıya yeni bir kilit taktırdı.
Son olarak kapı alçıyla mühürlendi. Vali ve adamları alçı ıslakken yüzüklerini iz bırakacak şekilde bastırdılar.
18 Nisan 1820'de güneşli bir günde vali son kez mezarı açtı. Kapıdaki mühür bozulmamıştı.
Ustalar alçıyı kırdılar ama kapıyı ancak bir iki santim açabildiler; çünkü kapıya bir şey dayanıyordu.
Zorlayınca kapı açıldı, ağır bir cisim basamaklara çarparak düştü. Tabii ki bu bir tabuttu.
Mezara girdiklerinde Dorcas Chase'e ait bir kol kemiği gördüler, tabutun kenarından dışarı sarkmıştı.
Bayan Goddard'ın tabutu dahil bütün tabutlar yine rastgele yerdeydi. Vali pes etti. Cenazeyi başka bir yere gömdürdü.
Londra Bilim Müzesi ve Fizik Araştırmaları Derneği'nden araştırmacılar olayı araştırdılar ama hiçbir cevap bulunamadı.
mynet

10/25/2010

interneti bırak sözü intihar ettirdi

Kırıkkale Anadolu Mehmet Akif Ersoy Lisesi 2. sınıf öğrencisi 15 yaşındaki Elif Nur Yılmazer, polis memuru olan babasına ait tabancanın namlusunu göğsüne dayayıp tetiğe dokunarak intihar etti.

intihar ettirdi

İddiaya göre interneti bırak dersine çalış' diyen polis babasının bu sözüne kızan liseli Elif, ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılırkan yolda hayatını kaybetti.

İntihar olayı, Kırıkkale'nin Bağlarbaşı Mahallesi Cengiz Topel Caddesi 956'ncı Sokak, Can Apartmanı Kat 4'te önceki akşam akşam saatlerinde meydana geldi. Yılmazer ailesinin 6 kızından 2'ncisi olan liseli Elif Nur Yılmazer, akşam saatlerinde evlerinde bilgisayar başında internete girdi. Elmadağ ilçe Emniyet Müdürlüğü'nde polis memuru olarak görev yapan baba Harun Yılmazer bu sırada evde bulunduğu sırada iddiaya göre kızına, "Bırak interneti, dersine çalış" dedi.

Bir süre sonra baba Harun Yılmazer çarşıya çıkarken, anne Gülcan ise bakkala ekmek almaya gitti. Babasının sözüne içerleyen Elif, kardeşlerinin odada bulunduğu sırada bir süre sonra evde bulunan babasına ait ruhsatlı tabancayı göğsüne dayayıp tetiğe dokundu. Apartman sakinleri, silah sesleri üzerine girdikleri dairede, liseli Elif'i yerde kanlar içinde yatarken buldu. Olayı duyan ailesi de hemen eve gelirken, ambulansa alınan Elif, Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesi'ne kaldırılırken yolda yaşamını kaybetti.

Liseli Elif'in intiharı, ailesini göz yaşlarına boğarken, intiharını duyan Bağlarbaşı mahallesi halkı ile Anadolu Mehmet Akif Ersoy Lisesi'ndeki öğrenci arkadaşları ve öğretmenleri büyük üzüntü yaşadı. Elif'in intiharı, okuduğu 10/D sınıfında matem havası yarattı. Okul arkadaşları, Elif'in masasına fotoğrafı ile birlikte çiçek bırakırken göz yaşlarını tutamadılar. Öğrenci arkadaşları toplu halde intihar eden arkadaşları Elif Nur'un evlerinin önüne giderek, ailesinin acısını paylaştılar. Bu sırada bazı öğrenci arkadaşları göz yaşlarını tutamayıp, sinir krizi geçirdiler.

Kızını kaybeden gözü yaşlı anne Gülcan Yılmazer de evlerinin balkonundan feryat ederken öğrenci arkadaşlarına, ôElifimi niye getirmediniz?" diye ağıtlar yaktı.

Lise Elif Nur Yılmazer'in cenazesi, otopsi yapılmak için gönderildiği Ankara Adli Tıp Kurumu'ndan getirilerek din akşam kılınan ikindi namazından sonra Yenimahalle mezarlığında toprağa verilecek.

DHA

10/01/2010

Eşcinsel ilişki görüntüleri intihar ettirdi

Eşcinsel ilişki görüntüleri intihar ettirdi New Jersey'de bir üniversite öğrencisi bir erkekle girdiği seks ilişkisinin gizlice videoya kaydedildiğini ve internette yayınlandığını öğrenince köprüden atlayarak intihar etti.

intihar ettirdi

18 Yaşındaki Tyler Clementi'nin cüzdanı 22 Eylül günü George Washington köprüsü üzerinde bulundu; cesediyse henüz bulunamadı.

Tyler Clementi, Rutgers Üniversitesi birinci sınıf öğrencisiydi

İki görgü tanığı bir kişinin köprüden atladığını gördüklerini haber vermişti.

Clementi'yi gizlice videoya çeken iki öğrenci yasadışı görüntü kaydetmekle suçlanıyor.


Clementi ailesinin avukatı, "Tyler iyi yetişmiş bir gençti ve başarılı bir müzisyendi. Aile, tarifi mümkün olmayan bir üzüntü yaşıyor." dedi.

Gizli çekimin Rutgers Üniversitesinde, Clementi'nin yurt odasında bir internet kamerası aracılığıyla yapıldığı ve internet üzerinden naklen yayınlandığı bildiriliyor.

Clementi'nin Dharun Ravi ve Molly Wei adlı oda arkadaşları, söz konusu görüntüleri çekmek ve yayınlamakla suçlanıyor.

Öğrenciler, mahkeme yarafından suçlu bulunursa 5 yıla kadar hapis cezası alabilirler.

Ravi'ye ait Twitter sayfasının geçtiğimiz günlerde silindi. Ancak Google üzerinden ele geçirilen bir sayfa görüntüsünde, Ravi, oda arkadaşıyla ilgili yaşadıklarını anlatıyor.

Ravi, 19 Eylül tarihinde, "Oda arkadaşım gece yarısına kadar odada yalnız kalmak istediğini söyledi. Ben Molly'nin odasına gittim ve internet kameramı açtım. Bir tiple onu ilişki halinde gördüm." diyordu.

Bundan iki gün sonra da Ravi, "iChat'i olanlar, cesaretiniz varsa 9:30-12 arasında benimle video sohbetine gelin. Evet, gene aynı şey oluyor." diye yazmıştı.

Amerika'daki eşcinsel hakları savunucuları Clementi'nin intiharının ulusal düzeydeki bir sorunu öne çıkardığını; cinsel tercihleri yüzünden tacize uğrayan gençlerin intihara yöneldiklerini söylüyorlar.

mynet