Dünya

Dünya
Katolik kilisesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Katolik kilisesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1/28/2014

Mehmet Ali Ağca tarafından vurulan Papa Jean Paul'ün kanı çalındı

Mehmet Ali AğcaPapa 2. Jean Paul, 1981’de Vatikan’da San Pietro Meydanı’nda Mehmet Ali Ağca tarafından vurulduğunda kan örneği alınmış ve daha sonra şişelenerek Abruzzo bölgesindeli San Pietro della Lenca kilisesine götürülmüştü.

Papa 2. Jean Paul’ün kayak yapmak için sık sık gittiği bölgedeki kilisede tutulan kan örneği, Katolik Kilisesi’nin önemli kutsal hatıraları arasında sayılıyordu.

Üç gün önce meydana gelen ancak bugün açıklanan soygunda eski Papa’nın kanının yanı sıra bir haç da çalındı.

Olayla ilgili inceleme başlatan polis, kan ve haçı satanistlerin çalmış olabileceği ihtimalini de değerlendiriyor. Nitekim, İtalyan medyasında yer alan haberlere göre, 25-29 Ocak tarihlerinin satanist takviminde özel günler olduğu, ve bu dönemde kan ve haçlarla Katolik Kilisesi’ne karşı satanist ayinlerin yapılabileceği belirtiliyor.

Papa 2. Jean Paul’ün saklanan 2 kan örneği olduğu biliniyor. Bunlardan bir başkası da 2012’de Roma yakınlarında çalınmıştı ancak kısa süre sonra bulunmuştu.

2005’te hayatını kaybeden 2. Jean Paul’ün gelecek Nisan ayında aziz ilan edilmesi bekleniyor. (BBC Türkçe)

6/05/2011

92 yıl beraber yaşayan rahip ikiz kardeşler aynı gün vefat ettiler

27 Mart 1919 günü New York'un Buffalo kentinde birkaç saat arayla doğan Riester kardeşler 92 yıllık ömürlerini yan yana geçirdikten sonra birkaç saat arayla hayata gözlerini yumdular.


Aynı okula giden Riesterler, hep birlikte seyahat etti, hiç evlenmedi ve aynı anda Fransisken tarikatına katılarak manastırda yaşamaya başladı.

Üç yıl önce New York'tan Florida'ya taşınarak St. Anthony Manastırı'na yerleşen Katolik rahipler Riester kardeşlerin ölümü de aynı gün ve aynı sebepten oldu.

İki kardeş, geçtiğimiz çarşamba günü Florida'nın St. Petersburg kentindeki St. Anthony Hastanesi'nde kalp yetmezliğinden hayatını kaybetti. Doktorlar, Julian'ın sabah, Adrian'ın ise akşam saatlerinde öldüğünü söyledi.

Hayatları boyunca yolları ayrılmayan Riester kardeşlerin cenazelerinin Buffalo'ya gönderileceği ve ömürlerinin büyük bölümünü geçirdikleri St. Bonaventure Üniversitesi'nin karşısındaki mezarlığa defnedileceği bildirildi.
mynet

11/15/2010

şeytan çıkarma uzmanları polonyada toplanıyor

Şeytan çıkaranlar toplantısı! Polonya'nın başkenti Varşova, ilginç bir toplantıya ev sahipliği yapıyor.

polonyada toplanıyor

Şeytan çıkarma uzmanları, ülke çapındaki kongreleri için bir araya geliyor.

Hollywood'un haçlı, gürültülü ve dramatik çatışmalarla dolu şeytan çıkarma sahnelerine karşı çıkan rahip Grefkowicz, şeytan çıkarma sürecinin büyük bölümünün sessizce dua etmeyi gerektirdiğini belirtiyor. Exorcist filminden bir sahne.

Şeytan çıkarma uzmanları, ülke çapındaki kongreleri için Polonya'nın başkenti Varşova'da bir araya geliyor.

Katolik Kilisesi'nin giderek laikleşen Polonya'daki nüfuzunun azalmasına rağmen, 1999'dan beri Polonyalı şeytan çıkaranların sayısı 30'dan 100'e çıkmış.

şeytan çıkaranların sayısı

Şeytan çıkaranlar, sayılarının artışını Polonya toplumunda psikolojiye dair büyüyen kuşkuya ve insanların akıl hastalıklarında ruhani nedenler aramalarına bağlıyor.

Ancak, şeytan çıkaranlar modern bilimi kabul ediyor ve artık psikolojik sorunlarla şeytanın işini ayırmak üzere psikologlarla işbirliği içinde çalışıyorlar.

Şeytan çıkarma uzmanı rahip Andrzej Grefkowicz, bazı vakalarda şeytani durumu tespit etmenin zor olduğunu belirtiyor ve bu tür insanların kiliseye giremediklerini, girdiklerinde bayıldıklarını, nefessis kaldıklarını ya da çığlık attıklarını öne sürüyor.

şeytan çıkarma sahneleri

Ülke çapındaki toplantı, Polonya Katolik Kilisesi'nin vaktiyle gizli yürütülen bu uygulama üzerindeki örtüyü kaldırma politikası kapsamında gerçekleştiriliyor.

Hollywood'un haçlı, gürültülü ve dramatik çatışmalarla dolu şeytan çıkarma sahnelerine karşı çıkan rahip Grefkowicz, şeytan çıkarma sürecinin büyük bölümünün sessizce dua etmeyi gerektirdiğini belirtiyor.



9/07/2010

kilisenin planını yaşama geçirmesi durumunda

Kuran'ı yakacaklar ABD'de bir kilise pastörü 11 Eylül saldırılarının yıldönümünde toplu Kuran-ı Kerim yakma eylemi düzenlemeyi planladığını açıkladı

Kuran-ı Kerim yakma eylemi

Amerika Birleşik Devletleri'nde Terry Jones adlı bir bir kilise pastörü 11 Eylül saldırılarının yıldönümünde toplu Kuran-ı Kerim yakma eylemi düzenlemeyi planladığını açıkladı.

11 Eylül saldırıları

Plan tepkilere yol açarken, Afganistan'daki uluslararası gücün komutanı General Patreaus, kilisenin planını yaşama geçirmesi durumunda Afganistan'daki Amerikan askerlerinin hayatının tehlikede olacağı uyarısında bulundu.

Petraeus, eylemin yalnızca Kabil'de değil dünyanın her tarafında sorun yaratacağını vurguladı.

Kabil'deki ABD Büyükelçiliği de, Hıristiyanlığın herhangi bir mezhebine bağlı olmayan Dowe World Outreach Centre adlı merkezin planını kınayan bir açıklama yaptı.

Kabil'de ise yüzlerce Afgan planı protesto etti.


General Petraeus, ''eylemin hem askerleri hem de genel olarak kendi çabalarını tehlikeye atacağını'' belirten bir açıklama yaptı. Amerikalı general açıklamasında ayrıca, ''İşte Taliban'ın kullandığı ve ciddi sorunlara neden olan eylemler kesinlikle bunlardır'' görüşünü dile getirdi.

Petreaus, ''Yalnızca burada değil, ama dünyanın heryerinde İslam toplumuyla diyalog halindeyiz'' dedi.

Afganistan'daki NATO eğitim misyonunun komutanı General William Caldwell de CNN'e yaptığı açıklamada, ''Bu müslümanların kutsal kitabı. Dolayıosıyla birileri de bu kutsal kitabı patçalayacaklarını ya da kutsal gördükleri bir şeyi aşağılayacaklarını söylediğinde de büyük tartışmaları tetikliyor ve insanlar arasında da kaygı yaratıyor'' dedi.

General Caldwell, ''Bu eylemin buradaki askerlerimizin güvenliğini tehlikeye atacağını düşünüyoruz'' dedi.

Pazartesi günü Kabil'de düzenlenen protesto gösterisinde toplanan yaklaşık 500 kişi, ''Yaşasın İslam, Amerika'ya ölüm'' sloganlarıyla Kuran yakma planlarını protesto etmişti.

Kuran'ı Kerim yakma planını yapan Terry Jones'un lideri olduğu kilise daha önce adı pek duyulmamış 50 üyesi olan bir grup.

Florida eyaletinde bulunan grubun internet sitesinde İslamı ''şiddet içeren ve baskıcı'' olarak niteliyor.

Plan geçen haftasonu Endonezya'da da protesto gösterilerine neden olmuştu.

2005 yılında Amerikalı sorgucuların Guantanamo Körfezi'nde Kuran-ı Kerim'i tuvalete attıkları iddiası Afganistan'da insanların hayatını kaybettiği gösterilere yol açmıştı.

mynet

4/25/2010

Katolik kilisesindeki cinsel istismar vakaları

Dünya basınının gündemini yaklaşık iki aydır Katolik kilisesindeki cinsel istismar vakaları meşgul ediyor.

cinsel istismar vakaları

Ünlü Amerikan gazetesi New York Times’ta 24 Mart’ta Laurie Goodstein imzasıyla çıkan ve 1970’lere ait cinsel istismar vakasını konu edinen makale, bir işaret fişeğiymişçesine, Avrupa’nın dört bir yanından yüzlerce istismar vakasını gündeme taşıdı. Haberin 1970’li yılları konu edinmesi ve Vatikan’ın çocuk istismarı vakalarıyla ilgilenen kurumunun, İnanç Öğretisi Cemaati, başında şimdiki Papa XVI. Benediktus’un bulunması konuyu ilgi çekici bir hale getiriyor.

İddia özetle şu: 1950-1974 tarihleri arasında Amerika’daki Milwaukee Piskoposu Baba Murphy, iki yüz sağır çocuğa cinsel istismarda bulunmuş ve Kardinal Joseph Ratzinger, şimdi papa, konuyla ilgili şikâyetleri örtbas etmiş. Bu iddianın ardından İrlanda’dan Almanya’ya kadar bütün Avrupa ülkelerinde istismar haberlerinin yapılması, bizi, basının elinde bu tür vakaların uzunca bir süredir bulunduğu ve şimdi haberleştirildiği yönünde düşünmeye sevk ediyor.

Haberlerin zamanlamasına dikkat çeken Russia Today yazarı Robert Bridge, Vatikan-karşıtı basın kampanyasının Hıristiyanlığın en kutsal haftası olan Paskalya-öncesine denk geldiğine işaret ediyor. Papa’nın geniş yığınların karşısına çıktığı bu kutsal günlerde, basının kilisenin çocuk istismarcılığı üzerine yazması, kuşkusuz, ağır bir saldırıdır.

Bu ağır saldırının baskısı altında kalan Papa XVI. Benediktus’un geçtiğimiz Perşembe günü yönettiği bir ayinde, iddialar karşısında gerekenin yapılacağını belirtmesi ve en son Malta’da istismara maruz kalmış çocuklarla buluşup, “kefaretin gerekliliği” üzerine vaaz vermesi, Vatikan’ın direnç gücünün ne ölçüde zayıflatıldığını gösteriyor.

Siyonist Saldırı mı?


Katolik Kilisesi’ni hedef alan haberlerin aniden, eşgüdüm halinde yapılması ve geniş bir coğrafyaya yayılan basın kampanyasına dönüşmesi, çocuk istismarını içeren haberlerin örgütlü bir güç tarafından düzenlendiği şüphesini akla getiriyor.

Vatikan’la engizisyon döneminden kalma tarihsel husumeti ve bugün dünya basını üzerindeki hâkimiyetleri göz önünde bulundurulduğunda, bu haberlerin arkasında Yahudiler’in olduğu iddialarının ortaya atılması hiç de şaşırtıcı değildir. Nitekim İtalya Roma Katolik Kilisesi’ne ait bir internet sitesinde görüşleri alıntılanan Monsignor Giacomo Babini, Papa’ya dönük eleştirilerin arkasında “Siyonist”lerin bulunduğunu belirtiyor.

1927 doğumlu XVI. Benediktus’un papalığa seçildiği günden itibaren, basın tarafından baskılandığını belirtebiliriz. Almanya’da geçirdiği gençlik yıllarında “Hitler Gençliği” üyeliğinin ortaya çıkarılması, baskının ölçüsünü göstermesi bakımından anlamlıdır. Bu hücumun arkasında İsrail ve Yahudi lobisinin bulunduğu iddiasını yabana atmamak gerekiyor; XVI. Benediktus’un verdiği birçok karar, dünya Yahudiliği’ni kızdırdı.

Bu kararların en önemlisi, Yahudi tarih tezinin Holokost’a göz yummakla suçladığı Papa XII. Pius’un azizleştirilmesinin önünü açan kararnamedir. XVI. Benediktus’un, Holokost’u inkâr ettiği gerekçesiyle aforoz edilen piskoposların haklarını iade etmesi de, İsrail’de büyük tepkiyle karşılanmıştı. Bu tepkileri yumuşatmak isteyen Papa geçen yıl İsrail’i ziyaret etmiş, fakat ziyaret beklentileri karşılamaya yetmemişti.
XVI. Benediktus’un ruhani kişiliğine yöneltilen saldırıların XII. Pius’un azizliğiyle ilgili olduğuna ilişkin düşüncemizi doğrulayan bir başka olgu da, Papa’nın son vaazında sarf ettiği şu sözlerdir: “Tanrı’ya şükür, bugün diktatörlükler tarafından yönetilmiyoruz, fakat diktatörlüklerin incelikli biçimleri varlığını devam ettiriyor. … [diktatörlüğün bugünkü biçimi] herkesin aynı düşünmesini, herkesin aynı şekilde davranmasını mecburi hale getiren bir uyumluluktur. … Kilise’ye karşı ustalıkla hazırlanmış hücum, bu uyumluluğun nasıl hakiki bir diktatörlük olabileceğini gösteriyor.” Papalık, XII. Pius’un Holokost sırasında Yahudiler’i koruduğunu iddia ederken, İsrail resmi tarihi, 1961 Eichmann Davası’na dayanarak onu soykırım suçuna ortak olduğunu kabul ediyor ve Vatikan’dan özür bekliyor. Vatikan ise, kutsal bir kurumun hata işleyemeyeceğini iddia ediyor. XVI. Benediktus, İsrail’in kendi görüşlerini Vatikan’a dayatmasını bir diktatörlük olarak vaaz ediyor.

Tarihsel ve Dinsel Boyut


Orta Çağ boyunca Yahudiler’in Katolik Kilisesi’nin yoğun baskılarına maruz kaldığını, ders kitaplarından biliyoruz. 1904 yılında siyonizmin kurucusu Theodor Herzl, Yahudiler’in yurtlarına dönmesi konusunda Papa X. Pius’un desteğini istediğinde, Papa, kutsal topraklardaki kiliselerin, sadece vaftiz etmek üzere Yahudilere kapılarını açacağı cevabını veriyor. Demek ki husumet yirminci yüzyılda da devam etmektedir; İsrail Devleti 1948 yılında kurulduğunda, Mussolini’nin inşa ettiği küçük Vatikan Devleti tarafından tanınmamış ve 1993 yılına kadar iki din devleti arasında diplomatik ilişki kurulmamıştı.

Bir parantez içinde, komünizme karşı sürdürülen kutsal savaşın, iki dini birbirine yaklaştırdığını belirtmek gerekir. Tanrı’nın, Hazreti İsa’yı çarmıha gerdiği için İsrail kavmi ile yaptığı akdi feshedip Kilise’ye devrettiği; ceza olarak da Yahudileri dünya sathına dağıttığı şeklindeki Katolik doktrin, Nasır öncülüğündeki Arap ulusçuluğunun Sovyetler’in desteğini alarak İsrail-karşıtı siyasalara yönelmesi üzerine değiştirilmişti. 1965’te yayımlanan Nostra Aetate Deklarasyonu, Yahudiler’in İsa’nın çarmıha gerilmesi konusunda kolektif olarak günah işlemediğini, hatta Yahudiler’in Hz. İsa’nın en yakın dostları olduğunu ve bugün Kutsal Baba’nın mirasının Yahudiler ve Hıristiyanlar tarafından paylaşıldığını ilan ediyordu. Polonyalı anti-komünist Papa II. Jean Paul İsrail’de, takipçilerine Hz. İsa’nın da bir Yahudi olduğunu hatırlatması ve İsrail’in kuruluşunun ellinci yılı etkinliklerini başlatan mumu yakmasıyla biliniyor.

Bununla birlikte anti-komünizmin kutsal örtüsü, Vatikan ile İsrail arasında ciddi bir çatışmanın var olduğu gerçeğini örtmemelidir; bu çatışmanın temelindeyse, Katolik Kilisesi’nin İsrail toprakları üzerindeki taşınmaz mülkleri yatmaktadır. Bugün Vatikan, İsrail’in en büyük toprak sahipleri arasında yer almaktadır. Öyle ki, birçok resmi İsrail binası, kiliseden kiralanmış topraklar üzerine inşa edilmiştir.

Altı Gün Savaşı’ndan sonra İsrail’in Kilise’nin mülklerinin de bulunduğu kutsal mekânları işgal etmesi ve 1970’lerden itibaren Kilise’ye ait vakıfların, darülacezelerin, hatta manastırların gayri-menkullerini zorla kamulaştırmaya başlaması, Vatikan ve İsrail arasındaki dinsel tartışmanın arkasında mülkiyet kavgası olduğunu gösteriyor. İsrail, egemen bir devlet olarak, altyapı çalışmalarını gerekçe göstererek, Kilise’ye ait mülkleri kamulaştırma hakkına sahip olduğunu iddia ediyor; Vatikan ise, devletin desteğini alan İsrailli sermayedarlar tarafından gasp edilip etrafına eğlence mekânları dikilen mülklerinin iadesini, halen elinde bulunan mülklerinin de güvence altına alınmasını talep ediyor. Öte yandan İsrail, kilisenin biriken vergi borçlarını kabul etmesini isterken, Vatikan, Roma Katolik Kilisesi’nin bir ayrıcalığı olan vergi muafiyetinin İsrail tarafından tanınması gerektiğini öne sürüyor.

Çıkar çatışmaları göz önünde bulundurulduğunda, çocuk istismarı haberlerinin kendisinin bir istismar konusu olduğunu düşünmemek elde değil.

Sait Çakır
Odatv.com