Dünya

Dünya
çocuk istismarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk istismarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6/30/2011

guardian gazetesine göre türkiye çocuk gelinler oranında afrika ülkeleri ile aynı düzeyde

The Guardian tarafından yayınlanan bir makalede, çocuk gelin sorunun sadece Türkiye’nin doğusunda ve Kürt bölgelerinde yaşanmadığı, bu sorunun Türkiye’nin her yerinde görüldüğü vurgulanarak, Türkiye’nin çocuk gelinler oranında Zambiya ve Tanzanya gibi Afrika ülkeleri ile aynı düzeyde olduğu belirtildi.
Dünya’nın en büyük 17. ekonomisine sahip Türkiye’nin çocuk gelinleri batının dikkatini çekmeye devam ediyor. The Guardian gazetesi tarafından yayınlanan bir makalede, çocuk gelin sorunun sadece Türkiye’nin doğusunda ve Kürt bölgelerinde yaşanmadığı, bu sorunun Türkiye’nin her yerinde görüldüğü vurgulanarak, Türkiye’nin çocuk gelinler oranında Zambiya ve Tanzanya gibi Afrika ülkeleri ile aynı düzeyde olduğu yazıldı.

İngilterenin önemli gazetelerinden The Guardian’ın yer verdiği bir makalede, Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın Kadın ve Aile Bakanlığı’nı kaldırdığına dikkat çekilerek, "Çocuk Gelinler" projesinin Koordinatörü Selen Doğan’ın, "Herkes bu sorunun Türkiye’nin doğusunda ve Kürt bölgelerinde olduğunu düşünüyor. Ancak bu doğru değil. Biz 54 şehirde bulunduk, bu sorun Türkiye’nin her yerinde var" sözlerine yer verildi.

"BENİM BÜYÜK HAYALLERİM YOK"

Bu arada makalede, Ankara’nın bir kenar mahallesinde kadın hakları örgütü Uçan Süpürge’nin çocuk gelinler için toplandığı ve Türkiye’nin çocuk gelinleriyle konuştuğu belirtilerek, kendisinden 20 yaş büyük bir erkekle 14 yaşında zorla evlendirilen Hanife’nin, "Benim büyük hayallerim yok ama okuma ve yazma bilmeyi isterdim" sözleri vurgulandı.

ÇOCUK GELİN İSTATİSTİKLERİ EKSİK

Haberde, Türkiye’nin çocuk gelin istatistiklerinin tam olmadığını ve erken evliliklerin çoğunlukla imam nikahı şeklinde olduğu belirtilerek, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstittisü’nden küçük bir grubun ilk olarak 2008’de ulusal evlilik pratikleri üzerinde çalıştığı ifade edildi.

TÜRKİYE, AFRİKA ÜLKELERİ İLE AYNI DÜZEYDE

Meclis’e sunulan bu çalışmanın sonucunda, 15-49 yaş arasındaki Türk kadınlarının yaklaşık yüzde 40’ının 18 yaşından önce evlendiğine dikkat çekilen haberde, bu verilerin daha önceki hesaplamalardan önemli bir şekilde fazla olduğu ve Türkiye’nin çocuk gelinler oranında Zambiya ve Tanzanya gibi Afrika ülkeleriyle aynı düzeyde olduğu belirtildi.

"ÇOCUK GELİN OLUNCA HAYAT DURUYOR"

Doğan’ın erken evliliğin Türkiye’de bir problem olarak görülmediğini söylediği vurgulanan haberde, temel sorunun bir kızın yaşamının çocuk gelin olduğu zaman hayatının durması olduğunu belirterek, şu ifadelere yer verildi: "Çocuk gelin kocasının ailesi için iş gücü olmak amacıyla okuldan alınıyor. Eğitim ve iş fırsatlarından mahrum ediliyor. Sadece bir dini tören ile evlenmişse özellikle kırılgan oluyor. Çünkü Türk yasalarına göre, sosyal hizmetlere erişemiyor ve evlilik süresince kazanılan mülklerde hakkı yok." Ayrıca, Türkiye’nin son zamanlarda kadın hakları konusunda attığı adımları görmezden gelmenin haksızlık olabileceğine dikkat çekilerek, hem medeni kanunda hem ceza kanununda ve anayasada dikkat çekici değişiklikler olduğu belirtildi.

BAŞBAKAN ERDOĞAN DA ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLDİ

Ancak, şuan çocuk gelin olan ya da daha önce çocuk gelin olmuş 5.5 milyon Türk kadınının sadece yüzde 27’sinin iş gücüne katıldığı vurgulanarak, "Başbakan Recep Tayip Erdoğan 2003 yılında oğlunun Reyyan Uzuner ile evlenebilmesi için mahkemeden evlenme izni kararını sağladığına göre, erken evlilikler ve sonuçlarının görünürde bir gelecekteki ulusal siyasi gündemin üst sıralarda yer almayacağı kesin gibi görülüyor" yorumu yapıldı.

4/25/2010

Katolik kilisesindeki cinsel istismar vakaları

Dünya basınının gündemini yaklaşık iki aydır Katolik kilisesindeki cinsel istismar vakaları meşgul ediyor.

cinsel istismar vakaları

Ünlü Amerikan gazetesi New York Times’ta 24 Mart’ta Laurie Goodstein imzasıyla çıkan ve 1970’lere ait cinsel istismar vakasını konu edinen makale, bir işaret fişeğiymişçesine, Avrupa’nın dört bir yanından yüzlerce istismar vakasını gündeme taşıdı. Haberin 1970’li yılları konu edinmesi ve Vatikan’ın çocuk istismarı vakalarıyla ilgilenen kurumunun, İnanç Öğretisi Cemaati, başında şimdiki Papa XVI. Benediktus’un bulunması konuyu ilgi çekici bir hale getiriyor.

İddia özetle şu: 1950-1974 tarihleri arasında Amerika’daki Milwaukee Piskoposu Baba Murphy, iki yüz sağır çocuğa cinsel istismarda bulunmuş ve Kardinal Joseph Ratzinger, şimdi papa, konuyla ilgili şikâyetleri örtbas etmiş. Bu iddianın ardından İrlanda’dan Almanya’ya kadar bütün Avrupa ülkelerinde istismar haberlerinin yapılması, bizi, basının elinde bu tür vakaların uzunca bir süredir bulunduğu ve şimdi haberleştirildiği yönünde düşünmeye sevk ediyor.

Haberlerin zamanlamasına dikkat çeken Russia Today yazarı Robert Bridge, Vatikan-karşıtı basın kampanyasının Hıristiyanlığın en kutsal haftası olan Paskalya-öncesine denk geldiğine işaret ediyor. Papa’nın geniş yığınların karşısına çıktığı bu kutsal günlerde, basının kilisenin çocuk istismarcılığı üzerine yazması, kuşkusuz, ağır bir saldırıdır.

Bu ağır saldırının baskısı altında kalan Papa XVI. Benediktus’un geçtiğimiz Perşembe günü yönettiği bir ayinde, iddialar karşısında gerekenin yapılacağını belirtmesi ve en son Malta’da istismara maruz kalmış çocuklarla buluşup, “kefaretin gerekliliği” üzerine vaaz vermesi, Vatikan’ın direnç gücünün ne ölçüde zayıflatıldığını gösteriyor.

Siyonist Saldırı mı?


Katolik Kilisesi’ni hedef alan haberlerin aniden, eşgüdüm halinde yapılması ve geniş bir coğrafyaya yayılan basın kampanyasına dönüşmesi, çocuk istismarını içeren haberlerin örgütlü bir güç tarafından düzenlendiği şüphesini akla getiriyor.

Vatikan’la engizisyon döneminden kalma tarihsel husumeti ve bugün dünya basını üzerindeki hâkimiyetleri göz önünde bulundurulduğunda, bu haberlerin arkasında Yahudiler’in olduğu iddialarının ortaya atılması hiç de şaşırtıcı değildir. Nitekim İtalya Roma Katolik Kilisesi’ne ait bir internet sitesinde görüşleri alıntılanan Monsignor Giacomo Babini, Papa’ya dönük eleştirilerin arkasında “Siyonist”lerin bulunduğunu belirtiyor.

1927 doğumlu XVI. Benediktus’un papalığa seçildiği günden itibaren, basın tarafından baskılandığını belirtebiliriz. Almanya’da geçirdiği gençlik yıllarında “Hitler Gençliği” üyeliğinin ortaya çıkarılması, baskının ölçüsünü göstermesi bakımından anlamlıdır. Bu hücumun arkasında İsrail ve Yahudi lobisinin bulunduğu iddiasını yabana atmamak gerekiyor; XVI. Benediktus’un verdiği birçok karar, dünya Yahudiliği’ni kızdırdı.

Bu kararların en önemlisi, Yahudi tarih tezinin Holokost’a göz yummakla suçladığı Papa XII. Pius’un azizleştirilmesinin önünü açan kararnamedir. XVI. Benediktus’un, Holokost’u inkâr ettiği gerekçesiyle aforoz edilen piskoposların haklarını iade etmesi de, İsrail’de büyük tepkiyle karşılanmıştı. Bu tepkileri yumuşatmak isteyen Papa geçen yıl İsrail’i ziyaret etmiş, fakat ziyaret beklentileri karşılamaya yetmemişti.
XVI. Benediktus’un ruhani kişiliğine yöneltilen saldırıların XII. Pius’un azizliğiyle ilgili olduğuna ilişkin düşüncemizi doğrulayan bir başka olgu da, Papa’nın son vaazında sarf ettiği şu sözlerdir: “Tanrı’ya şükür, bugün diktatörlükler tarafından yönetilmiyoruz, fakat diktatörlüklerin incelikli biçimleri varlığını devam ettiriyor. … [diktatörlüğün bugünkü biçimi] herkesin aynı düşünmesini, herkesin aynı şekilde davranmasını mecburi hale getiren bir uyumluluktur. … Kilise’ye karşı ustalıkla hazırlanmış hücum, bu uyumluluğun nasıl hakiki bir diktatörlük olabileceğini gösteriyor.” Papalık, XII. Pius’un Holokost sırasında Yahudiler’i koruduğunu iddia ederken, İsrail resmi tarihi, 1961 Eichmann Davası’na dayanarak onu soykırım suçuna ortak olduğunu kabul ediyor ve Vatikan’dan özür bekliyor. Vatikan ise, kutsal bir kurumun hata işleyemeyeceğini iddia ediyor. XVI. Benediktus, İsrail’in kendi görüşlerini Vatikan’a dayatmasını bir diktatörlük olarak vaaz ediyor.

Tarihsel ve Dinsel Boyut


Orta Çağ boyunca Yahudiler’in Katolik Kilisesi’nin yoğun baskılarına maruz kaldığını, ders kitaplarından biliyoruz. 1904 yılında siyonizmin kurucusu Theodor Herzl, Yahudiler’in yurtlarına dönmesi konusunda Papa X. Pius’un desteğini istediğinde, Papa, kutsal topraklardaki kiliselerin, sadece vaftiz etmek üzere Yahudilere kapılarını açacağı cevabını veriyor. Demek ki husumet yirminci yüzyılda da devam etmektedir; İsrail Devleti 1948 yılında kurulduğunda, Mussolini’nin inşa ettiği küçük Vatikan Devleti tarafından tanınmamış ve 1993 yılına kadar iki din devleti arasında diplomatik ilişki kurulmamıştı.

Bir parantez içinde, komünizme karşı sürdürülen kutsal savaşın, iki dini birbirine yaklaştırdığını belirtmek gerekir. Tanrı’nın, Hazreti İsa’yı çarmıha gerdiği için İsrail kavmi ile yaptığı akdi feshedip Kilise’ye devrettiği; ceza olarak da Yahudileri dünya sathına dağıttığı şeklindeki Katolik doktrin, Nasır öncülüğündeki Arap ulusçuluğunun Sovyetler’in desteğini alarak İsrail-karşıtı siyasalara yönelmesi üzerine değiştirilmişti. 1965’te yayımlanan Nostra Aetate Deklarasyonu, Yahudiler’in İsa’nın çarmıha gerilmesi konusunda kolektif olarak günah işlemediğini, hatta Yahudiler’in Hz. İsa’nın en yakın dostları olduğunu ve bugün Kutsal Baba’nın mirasının Yahudiler ve Hıristiyanlar tarafından paylaşıldığını ilan ediyordu. Polonyalı anti-komünist Papa II. Jean Paul İsrail’de, takipçilerine Hz. İsa’nın da bir Yahudi olduğunu hatırlatması ve İsrail’in kuruluşunun ellinci yılı etkinliklerini başlatan mumu yakmasıyla biliniyor.

Bununla birlikte anti-komünizmin kutsal örtüsü, Vatikan ile İsrail arasında ciddi bir çatışmanın var olduğu gerçeğini örtmemelidir; bu çatışmanın temelindeyse, Katolik Kilisesi’nin İsrail toprakları üzerindeki taşınmaz mülkleri yatmaktadır. Bugün Vatikan, İsrail’in en büyük toprak sahipleri arasında yer almaktadır. Öyle ki, birçok resmi İsrail binası, kiliseden kiralanmış topraklar üzerine inşa edilmiştir.

Altı Gün Savaşı’ndan sonra İsrail’in Kilise’nin mülklerinin de bulunduğu kutsal mekânları işgal etmesi ve 1970’lerden itibaren Kilise’ye ait vakıfların, darülacezelerin, hatta manastırların gayri-menkullerini zorla kamulaştırmaya başlaması, Vatikan ve İsrail arasındaki dinsel tartışmanın arkasında mülkiyet kavgası olduğunu gösteriyor. İsrail, egemen bir devlet olarak, altyapı çalışmalarını gerekçe göstererek, Kilise’ye ait mülkleri kamulaştırma hakkına sahip olduğunu iddia ediyor; Vatikan ise, devletin desteğini alan İsrailli sermayedarlar tarafından gasp edilip etrafına eğlence mekânları dikilen mülklerinin iadesini, halen elinde bulunan mülklerinin de güvence altına alınmasını talep ediyor. Öte yandan İsrail, kilisenin biriken vergi borçlarını kabul etmesini isterken, Vatikan, Roma Katolik Kilisesi’nin bir ayrıcalığı olan vergi muafiyetinin İsrail tarafından tanınması gerektiğini öne sürüyor.

Çıkar çatışmaları göz önünde bulundurulduğunda, çocuk istismarı haberlerinin kendisinin bir istismar konusu olduğunu düşünmemek elde değil.

Sait Çakır
Odatv.com