Dünya

Dünya

4/30/2013

Atatürk'ün “Bunu milli bir içecek haline getiriniz” dediği Hardaliye

En sonunda bu da oldu; ayran, Başbakan Erdoğan tarafından “milli içki” olarak ilan edildi! Aslında, ayran tabii ki “içki” değil, bir “içecek”. Bunu o da biliyor. Fakat, içkinin matah bir şey olmadığını, zararları da olabileceğini anlatmak için ille de Atatürk ve İnönü dönemine gönderme yapılacak ya!

Evet, 1930’larda rakı fabrikaları da, bira fabrikaları da kuruldu. O tarihlerde dutu bol olan memleketim Erzincan’da bile dut rakısı imal eden rakı üretim tesislerinin olduğu biliniyor.

Osmanlı’da başlamıştı daha 19. yüzyılın sonlarında bira üretimi. Bugünkü Şişli-Bomonti’deki ilk bira fabrikası uzun yıllar üretim yapmıştır. Hatta, çocukluğumuzda ve ilk gençliğimizde bira fabrikasına yakın olan ve Şişli’deki “Bomonti Bira Bahçesi”nde (Ermeni Mezarlığının hemen karşısında, şimdi devasa bir iş hanı olan yer) tahta fıçılardan ağabeylerimiz bira doldurup içerken biz de gazozlarımızı yudumlar, akşamları da yazlık sinema haline gelen bahçede film izlerdik.

Tabii, Türklerin yedi bin yıllık tarihindeki “kımız”ı hatırlamadan olmaz ki! Ancak, Başbakan Erdoğan’ın aklı fikri “İslam Tarihi”nde… Türklerin tarihiyle de, Türklerle bütünleşen içeceklerle de ilgili değil.

MİLLİ İÇECEK HARDALİYE

Bu yazıda asıl anlatmak istediğimse, “Hardaliye”. Evet, belki ezici çoğunluğunuz ya duymadınız ya da kulağınıza çalındıysa da ne olduğunu bilmiyorsunuz. Yurdumuzun değişik köşelerinden yöresel lezzetlerle arkadaşım Gönen Orhan’ın başında olduğu Ceren Yaratıcı Aktiviteler ve Danışmanlık’ça düzenlenen bir yiyecek-içecek fuarında karşılaştığım bu nefis içecek hakkında daha sonra tanınmasına katkıda bulunmak için Trilye (üç aylık gusto ve turizm dergisi) ve Kadıköy Yaşam’da da (Gazete Kadıköy’ün bünyesinde bir zamanlar yayımlanan aylık dergi) yazılar kaleme aldığımı hatırlıyorum.

Atatürk, 20 Kasım 1930’daki Kırklareli ziyaretinde kendisine hardaliye sunulduğunda, içtikten sonra, “Bunu milli bir içecek haline getiriniz” der.

Ancak, hardaliye on yıllar boyu yöresel bir çerçevede kalır. Hak ettiği önem verilmez. Kırklareli’ndeki birkaç amatör üretim noktasından dışarı çıkamaz. Oysa, Kırklareli yöresindeki olgunlaşmış üzümlerden elde edilen alkolsüz, buruk içimli, ferahlatıcı çok hoş ve karakteristik bir içecektir. Şırası alınmış fakat bir miktar şıra içeren üzüm posası (cibre) fıçılara doldurulur, üzeri vişne yapraklarıyla örtülerek sıkılır. Fermente edilmesine karşın içerdiği hardal tohumları hem alkol oluşumunu engeller hem de hoş bir aroma verir. Böylelikle damıtılmadan alkolsüz bir üzüm içkisi olarak tüketilir.

MÜSLÜMAN AHALİ TERCİH ETMİŞTİ

Osmanlı döneminden itibaren bir bağcılık cenneti molan Kırklareli ve civarında Rum ve Yahudi ahali alkol içeren şarapçılığı tercih ederken, Müslüman-Türk ahali de 19. yüzyılın ortalarından başlayarak alkol içermeyen hardaliyeyi tercih etmiştir.

Atatürk’ün de tattığında çok beğendiği, yazık ki bendenizin de sadece altı yedi yıl önce tatma fırsatı bulup tutkuyla yakınlaştığı bu içeceğe Kırklareli’nin sınırlarını aşan bir ilgi gösterilmesi, yatırım yapılması ve ulusal pazara açılması, yani kısacası” milli bir içecek” olarak yararlanılması gastronomi adına fevkalade bir iş olacaktır.

AKP Hükümeti, Atatürk’ün işaret ettiği ve maalesef şimdiye kadar ihmal edilen hardaliyeyi teşvik ederek “milli içecek” haline gelmesine katkıda bulunur mu? Bakarsınız, nasılsa alkolsüz diye bulunur mu, bulunur!.. Kim bilir…

Muzaffer Ayhan Kara

Odatv.com

Hiç yorum yok :
Write yorum

Ne düşündüğünüzü bize söyleyin ... !