Dünya

Dünya

3/02/2013

otel'de uykusunu alamayan Pilot uçuş yaparken uyumuş

Yeni Zelanda medyasındaki haberlere göre, iki yıl önceki uçuşta pilot Atlantik Okyanusunu geçerken iki kez uykuya yenik düştü.


Şirket, pilot kokpitte yalnız olmadığı için uçuş güvenliğinin tehlikeye girmediğini vurguladı.

Yeni Zelanda Ulaştırma Bakanı, "Bu durum hiç de iyi gözükmüyor, şirketin şöhreti söz konusu" dedi.

Olayla ilgili ayrıntılar, bilgi alma yasası uyarınca yapılan bir başvuruyla ortaya çıktı.

Şirketten yapılan açıklamada, "Uçuş sırasında pilotlarımızdan biri, iki kez bir dakika kadar uyuyakaldı. Kokpitteki diğer pilot durumun farkındaydı ve uçuş güvenliği hiçbir şekilde tehlikeye atılmadı" denildi.
'Klima yüzünden'

Pilotun, uyuyakalmasının nedeninin uçuştan önceki gece Londra'daki otelde iyi uyuyamaması olduğunu söylediği belirtiliyor.

AFP'nin haberine göre adı açıklanmayan pilot, "Klima sorunu yüzünden üç kez oda değiştirdim. Bu nedenle iki kez kokpitte uyuyakaldım." dedi.

Pilotların bu tür olayları rapor etmesini önlememek için, söz konusu pilota herhangi bir ceza verilmeyeceği belirtildi.

İki yıl önce İngiliz pilotlar üzerinde yapılan bir araştırma, her beş pilottan birinin en az haftada bir kez kokpitte uyuyakaldığını ortaya koymuştu. bbc türkçe

Müslüm Gürses Keşke yine 78 yılındaki gibi morgdan geri çıksa

Çocuklar doğar, büyümeye, ilk seslerini çıkarmaya başladığında, aile içinde bebek üzerinden ego itişmeleri başlar: ‘Bakalım önce baba mı diyecek anne mi?’


Çocuk ‘ba’ bile dese o ‘baba’dan sayıldı. ‘Aman baban duymasın’cı anneler bunu kabullendi. Zaten bu halk da kimseye ‘anne’ deyip, bağrına basmadı.

Babacılar, Orhancılar, Ferdiciler, Müslümcüler, bir de Süleyman Demirelciler’di.

Onca kadından, onca çocuğa rağmen bir İbo baba olamadı.

‘Baba’cılar hayatın sillesinin hep 12’den vurduğu, sermayenin ezdiği insanlardı. Rolün büyüğü babaya verildi.

Ufak mutfaklarda anneler çocuklarına ‘Baban kızsa da dövse de babandır’ diye fısıldadı.

Babalar, kimsenin bilmediği bir gizi biliyormuş ve o sırrı verecek olan sadece o’ymuş gibi davranır ya Müslüm Baba’nın da bilmese de biliyormuş gibi yapması yetiyordu.

Bir şeyleri bilmek için illa eğitim gerekir mi? Kendisine sorulduğunda 60 yıllık ömrünü şu iki cümleyle özetledi:

‘İlkokulu bitirdim. Gerisi yok.’

Hiçbir zaman uzun uzadıya kendini anlatmaktan hoşlanmadı, bundan sıkıldığını, manasız bulduğunu hiç gizlemedi, hayatına biçtiği kısa cümlelerin terzisiydi.
13 yaşında sahnede

7 Mayıs 1953'te Şanlıurfa'nın Halfeti ilçesine bağlı Fıstıközü köyünde dünyaya geldi.

13 yaşındayken Adana'da bir çay bahçesinde şarkı söylemeye başladı. Bir yandan da terzi çıraklığı ve kunduracılık yapıyordu. Elbette arabeskin kunduracılıkla bir bağlantısı vardı. ‘Ayağında kundura’ yokluğun adresiydi, Türk arabesk tarihinin baş aksesuvarıydı.

Aynı çay bahçesinde düzenlenen ses yarışmasına katılıp, birinci olduğunda 14 yaşındaydı. Çukurova Radyosu'nun sanatçısı olduğunda, soyadını da Gürses’e çevirdi.

Her cumartesi radyoda canlı türküler söylüyordu. 68 yılında ilk 45’likleri çıkmaya başladı.

Yolu elbette İstanbul’a düştü. 1969’da ‘Sevda Yüklü Kervanlar / Vurma Güzel Vurma’ 45’liği 300 bin adet satarak rekor kıracaktı.

Plak şirketleri o yıllarda gazetelere teşekkür ilanı veriyor, dostlara akrabalara albümü alan hayranlara teşekkür ediliyordu.

Verdiği her konser olaylarla başlıyor, olaylarla bitiyordu. Yeter ki hayranları ona bir dokunabilseydi.

Gülhane Parkı, adeta mezbahaya dönüyor, hayranları kendilerini jiletliyor, hatta isyan öyle bir boyuta geçiyordu ki hayranları nedense birbirlerini bıçaklıyor, konserler iptal ediliyordu.

Polislerle Müslüm Baba’nın fanatikleri aynı isyanın tarafları olsalar da karşı karşıya kalıyordu. Bir araştırmaya göre çalışan nüfusun 5'te 1'i "Müslümcü" idi.

Demek ki çalışan nüfusun beşte 1’i yaralıydı. Askerde nöbet bekleyenler, kader mahkumları, gece işçileri, benzin tüketmesin diye vitesi yokuş aşağı giderken Ecevit vitesine geçenler Müslümcüydü, itirazı olanlardı.
İtirazım yok, ihtiyacım var

Yıllar sonra ‘İtirazım Var’ı perakende günleri kapsamında ‘İhtiyacım var’a çevirdiğinde, tüketim toplumuna hizmet etmeye karar vermişti.

Piyasa kurallarına göre oynayacaktı oyunu. "İhtiyacım var şu uzun tatile / İhtiyacım var bir güzel perdeye / Dünyanın bilgisine / Yeni bir elbiseye / Mutlu günler görmeye / İhtiyacım var" Liste uzundu, perdeler, LCD televizyonlar.

Toplum tüketirken, Müslüm Gürses de tüketimin sesi olunca fanatikleri küsüyordu. Magazin programlarında mikrofonlar uzatılınca; ‘Çocuklar, aslında bu işler bize göre değil, hah hah ha değil mi ama’ diyerek bir şekilde özür diliyor, ikna konuşması yapıyordu.

Hep düşünceli bir hali vardı. İri cüssesine rağmen hafif duruyordu. ‘Kafası 1500’ diyenlerle dalga geçer gibi, felsefesinden damla damla veriyor, ‘Beni bilmeyenler desinler ayyaş, bir kadeh daha ver, ver yalvarıyorum’ diye şarkısını mırıldanıyordu.

‘Varsın titresin elim’ dizelerini söyleyen adam bir kola reklamında titreyerek, ‘bırr’layacaktı. Ondan ümidi kesen hayranlarının yerini başka hayranlar alıyordu.

Varoşlardan şehrin merkezine, kasetçalarlardan iPod’lara geçmişti. Minibüs müziği, camları siyah filmle kaplanmış lüks arabaların cd playerlarına girdi.

Müslüm Gürses’in sesi öldürmüyordu ama süründürüyordu. Kendisi de ölümle burun buruna geldiğinde 1978 yılıydı. Adana'da bir trafik kazası geçirmiş, ağır yaralanmış, ‘öldü’ diye morga kaldırılmıştı.

Yaşadığı sonradan farkedilince beyin ameliyatına alındı. Ameliyatın ardından artık koku alamıyor, yüzde 50 az işitiyordu. Görmesinde bir sıkıntı yoktu. Başka bir yöne baktığını, diğer arabeskçilerden farklı yollara sapacağını kimse bilmiyordu.


Teoman’la Nilüfer’le düetlerinin ardından Murathan Mungan’la ortak albüm yapınca entelektüellerin radarına giriyordu. Elbette reklamcıların da… Bembeyaz takım elbisesiyle boya reklamına çıkıp, ‘En güzel beyaz’ diyor, çayları hüpletiyordu. Gülhane Parkı’nı kapattı, artık onu dinlemek isteyenler Açıkhava’ya, Parkorman’a gidiyordu.

Tahtın boşaldığını sananlar, misal Hakan Taşıyan için arabeskin yeni peygamberiymiş laflarını çıkaranları duyunca, ‘Ben öyle bir peygamber gönderdiğimi hatırlamıyorum’ diyordu.
'Descartes da kardeşimizdir'

Bir programda Okan Bayülgen’e ‘Ben şimdi düşünebildiğime göre varım’ derken 17'nci yüzyılın Fransız filozofu Descartes’la da düet yapıyordu.

‘Bunu birisi söylemişti sanki vakti zamanında’ dedi Okan Bayülgen nazikçe. "Olabilir. Bizden duymuş, söylemiştir. Mümkündür. O da bizim kardeşimizdir’ dedi.

17’nci yüzyılda doğmuş olsaydı belki Descartes’la bir masanın etrafında oturup ‘itiraz’ listesi de yapabilirlerdi. Bıçak değil, jilet değil, kağıt kesiydi gibi sesi.

Kanattığı yerin kanı dursa da acısı zor geçiyordu. Japonya’da ses mühendisleri Müslüm Gürses’in sesini inceledikten sonra Niğde Üniversitesi profesörlerinden Dr. Erdoğan Sürat’a gönderdikleri raporda tek kelimeyle: ‘Kusursuz’ yazmışlardı.

Hayranları onun bir reklam figürü olmasını 8’de 8 kusurlu bulsa da mikrofonu eline aldığı an ayin başlıyor, dünya tersine dönse ondan vazgeçmeyeceklerin sayısı artıyordu.

Yapraklar gibi savrulduğunda, kış oldum unutuldum dediğinde hep yanında Muhterem Nur durdu. 30 yıl önce verdikleri bir röportajda, ‘Bizi ancak ölüm ayıracak’ dedi Muhterem Nur.

Birbirlerinin muhteremi olmuş iki insan şimdi başbaşa bir yoğun bakım odasında ayrılmayı bekliyor. Tanrı istemezse yaprak düşmüyor, Muhterem Nur istemediği için Müslüm Gürses’in bir makinaya bağlı hayatı sürüyor.

Keşke yine 78 yılındaki gibi morgdan geri çıksa zira bu ölüme herkesin itirazı var, ama o duymuyor. İnsanlar babalarını kaybedince 5 duyusunu birden yitiriyor. Türkiye buna hazır değil ama bekliyor. ELİF KEY İstanbul bbc türkçe

2/27/2013

Hint Okyanusu'nun dibinde gömülü Mauritia adı verilen antik kıta bulundu

Bilim insanlarının ''Mauritia'' adını verdiği bu kara parçasının zamanla parçalandığı ve günümüz dünyası şekil almaya başlarken bu kıtanın da dalgalar altında ortadan kaybolduğu düşünülüyor.


Araştırmanın bulguları Nature Geoscience adlı dergide yayımlandı.
Süper kıta

Yaklaşık 750 milyon yıl öncesine kadar, Yerküre'nin kara kütlesi ''Rodinya'' adı verilen bir tek kıtadan oluşuyordu.

Bugün binlerce kilometre okyanusun ayırdığı Hindistan ve Madagaskar bir zamanlar yan yanaydı.


Bilim insanları, bir zamanlar bu ikisi arasında yer alan ve ''mikro kıta'' olarak bilinen bir kıtaya ait bulgulara rastladıklarına inanıyor.

Araştırmayı yürüten ekip, Morityus kıyılarındaki kum taneciklerini inceleyerek bu sonuca vardılar.

Kum taneciklerinin tarihi 9 milyon yıl önce gerçekleşen bir volkanik patlamaya dayanmakla beraber, içlerinde çok daha eski minerallere rastlandı.

Araştırmayı yürüten Oslo Üniversitesi'nden Profesör Trond Torsvik, incelenen kumlarda görülen zirkon mineraline kıtasal kabuklarda rastlandığını ve bunların çok eskiye dayandığını açıkladı.

1 milyar 970 milyon ila 600 milyon yıl öncesine dayandığı sanılan bu zirkonun eski bir kara parçasına ait olduğu ve yanardağ patlaması sonucu adada yüzeye çıktığı düşünülüyor.

Profesör Torsvik, Mauritia'ya ait parçaların Morityus'un 10 km derinliklerinde ve Hint Okyanusu'nun dibinde bulunabileceğine inanıyor.

Milyonlarca yıllık tarih


Bu kara parçasının milyonlarca yıllık tarihinin, karada yaşamın başlamadığı Kambriyen öncesi dönemden dinozorların hüküm sürdüğü döneme kadar uzanabileceği düşünülüyor.

Fakat 85 milyon yıl önce Hindistan Madagaskar'dan uzaklaşmaya başlarken bu mikro kıtanın da parçalandığı ve sonunda dalgaların altında kaybolduğuna inanılıyor.

Ancak Profesör Torsvik küçük bir parçanın kalmış olabileceğini düşünüyor.

Torsvik, "Seyşeller bugün Hint Okyanusu'nun ortasına oturmuş bir granit parçası ya da kıta kabuğu konumunda. Ama bir zamanlar Madagaskar'ın kuzeyinde yer alıyordu. Belki de daha büyüktü ve okyanusta böyle çok sayı kıta parçacıkları bulunuyor" diyor.

Profesör Torsvik, bu oluşumlardan edinilecek sismik verilerin somut kanıt sunacağını belirtiyor. bbc türkçe

bebekler dil yeteneklerini anne karnındayken kazanıyormuş

Bu konudaki bulgular, erken doğan 12 bebek üzerinde yapılan beyin taramalarıyla elde edildi.


Bebekler, gebelikten 28 hafta sonrasından itibaren, "ga" ve "ba" gibi heceleri ve kadın erkek seslerini birbirinden ayırt etmeyi öğrenmeye başlıyor.

Bulgularını, Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS) adlı bilim dergisinde yayımlayan Fransız bilim insanları, bebeklerin rahim dışındaki deneyimlerinin, elde ettikleri sonuçları değiştirmeyeceklerini de söyledi.

Araştırma, bebeklerin dil yeteneklerini, anne karnındayken, ebeveynlerinin konuşmaları üzerinden elde ettikleri iddialarına destek veriyor.

Bebeklerin anne karnında ses duyabildikleri ve beynin duyma yeteneklerinin gebelikten sonra 23 haftadan itibaren gelişmeye başladığı zaten bilinmekteydi.

Ancak, insanların, dil yeteneklerine doğum sırasında sahip olup olmadıkları, ya da bu yeteneklerin doğumdan sonra geliştirilip geliştirilmediği tartışma konusuydu.

PNAS'ta yayımlanan çalışmada, çevresel faktörlerin şüphesiz önemli olduğu ancak bulguların, dil yeteneğinin doğuştan olduğuna işaret ettiği belirtiliyor.

Araştırmayı yapan Dr. Fabrice Wallois ve ekibi, sonuçların, insan beyninin, ses duyum ve yeteneklerinin gelişmeye başladığı andan itibaren konuşmalarda önemli ayrımları yapabildiğini ortaya koyduğunu söylüyor.

Çalışmada, bebekler üzerindeki beyin taramaları, doğumdan sonraki birkaç gün içinde yapıldı. bbc türkçe