Dünya

Dünya
kilise etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kilise etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5/17/2012

müslümanların koruduğu sina yarımadasındaki aziz katherina manastırı

Aziz Katherina Manastırı, Mısır'da, Sina Yarımadasında yer alan Rum Ortodoks manastırı. Dar bir vadide 1.500 m yükseklikte inşa edilmiştir. 2002'de UNESCO Dünya Miraslar Listesine dahil edildi.

Çoğu kez yanlış olarak Sina Bağımsız Rum Ortodoks Kilisesi olarak adlandırılır. Doğu Ortodoks Kilisesi'ni oluşturan özerk kiliselerin en küçüğüdür. Aynı zamanda Sina, Paran ve Raithu başpiskoposu olan manastır başkeşişi keşişler tarafından seçilir ve Kudüs Rum Ortodoks patriği tarafından kutsanır. Manastırın ilk başkeşişlerinden biri Aziz İoannes Klimakos'tu. Başlangıçta Kudüs patriğinin yetki alanında olan manastır 1575'te Fener Patrikhanesi'nin onayıyla bağımsız bir yapı kazandı. Manastırdaki keşiş sayısı 36 olarak sınırlanmıştır; bu sayı günümüzde Kahire ve Süveyş'teki manastırlarda yaşayanları da kapsar. Sina Kilisesi'nin cemaati manastırda çalışan bazı Hıristiyan Araplardan ve Kızıldeniz kıyısındaki et-Tur'da oturan balıkçılardan oluşur. Manastırın yakınlarında yaşayan Müslüman Bedevi Araplar her dönemde manastırın koruyuculuğunu yaparak karşılığında manastırdan destek görmüşlerdir.

Bizans imparatoru I. Justinianos'un 527'de kurduğu manastıra yerleşen münzevi keşişlerin hırsızların saldırılarına uğraması üzerine, 530'da gene Justinianos'un girişimiyle, Sina Dağının alçak tepelerinde Musa'ya göründüğüne inanılan yanan çalı yerinin çevresine duvarlar örüldü. Manastır İslam dininin yayıldığı 7. yüzyılda dağınık Hıristiyan topluluklarının sığınağı oldu. Müslümanlarca canları bağışlanan keşişlerin, duvarlarla çevrili alanın içinde yerel Bedevi Arapların bugün de ibadet ettikleri küçük bir cami yaptırarak istilacıları yatıştırdıkları söylenir. Ortaçağ boyunca bir hac yeri olan ve bugün de özgün biçimini koruyan Katherina Manastırı'nın 6. yüzyıldan bu yana kesintiye uğramamış bir geçmişi vardır.

İlk manastırın kenar uzunlukları 84 ve 75 m olan gri granit duvarlarıyla aynı tarihte inşa edilerek Meryem Ana'ya adanan kilise hala ayaktadır. Kilisenin apsisinde İsa'nın nura bürünüşünü temsil eden, erken Bizans döneminden kalma onarılmış bir mozaik vardır.
Manastırın en önemli hazineleri, bazıları 8. yüzyıldan önce yapılmış ikonlar ile yazmalardır. 1945'te inşa edilen bir kitaplıkta korunan bu yazmaların çoğu Yunanca ve Arapçadır. Amerikan İnsan Araştırmaları Vakfı, 1949-50 yıllarında Washington D.C.'deki Kongre Kütüphanesi hesabına ve İskenderiye Üniversitesi'nin yardımıyla yazmalarının çoğunun mikrofilmlerini çekmiştir. Yazma koleksiyonunda yaklaşık 400'de yazılmış Süryanice İncil metinlerini içeren Codex Syriacus da bulunmaktadır. 4. yüzyıldan kalma hemen hemen eksiksiz Yunanca bir İncil olan ve bugün Londra'da British Museum'da bulunan Kodeks Sinaitikos önceleri Katherina Manastırı'nda korunmuştur.

1975'te manastırda onarım yapan işçilerin kazayla yıktıkları bir duvarın arkasında, varlığı bilinmesine karşın uzun zamandan beri kayıp olan eski İncil metinlerini ve başka belgeleri içeren yaklaşık 3 bin ek yazmadan ve çeşitli sanat yapıtlarından oluşan bir hazine ortaya çıktı. Bulgular arasında Kodeks Sinaitikos 'un eksik parçaları, 50 kadar eksik, 10 kadarı da eksiksiz başka derlemeler ve Yunan yazı tarihine ışık tutan ve yuvarlak büyük harflerle yazılmış Yunanca metinler vardı. Ayrıca Çeşitli Hami-Sami ve Hint-Avrupa dillerinde 6. yüzyıldan ya da daha öncesinden kalma çok sayıda belge bulundu.wikipedia

8/18/2011

emlakçı'dan ilginç promosyon evi alana evdeki iskeletler bedava

İsveç'te bir emlakçı bir evi, evin olduğu yerde önceki yüzyıllarda yaşamış bir kişinin zemine gömülmüş iskeletleri de dâhil olmak üzere satıyor.
1750 yılında Baltık Denizi'ndeki Gotland adasında Visby'de inşa edilmiş evin kilerinde bir mezar ve iskelet var.

İskeletin kilerdeki bir cam bölmede sergilendiği üç odalı evin fiyatı 640.000 dolar.

Ev, Orta Çağ'da terk edilen bir Rus kilisesinin yıkıntılarının üzerine inşa edilmiş.

Helagotland adlı internet haber sayfasına demeç veren emlakçı Leif Bertwig, "Tarihe bundan daha fazla yakın olmak mümkün değil" diyor.

Evin inşa edildiği çiftlikte aynı kilise zeminine erişimi olan iki ev daha var.

Evi satın almayacak olanların da bölgedeki bir müzenin düzenlediği turlar aracılığıyla kilerdeki iskeleti görmesi mümkün olacak

8/04/2011

tacikistan'da gençlerin camii ve diğer ibadet yerlerine gitmeleri yasaklandı

Dini liderler kararı "dehşet verici bir Ramazan" hediyesi olarak niteledi.

1992'den beri iktidarda olan Rahman, "ailevi sorumluluk" yasasını onayladı ve dini köktenciliğin yayılması önlemek için sert önlemlere ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
7,5 milyon nüfuslu Tacikistan'da nüfusun yüzde 98'i Müslüman.

Yasa uyarınca dini okullarda eğitim görenler dışında 18 yaşın altındakilerin cami, kilise ya da başka ibadet yerlerine girmesi yasaklandı.
Takı, dövme yasak

Bugün yürürlüğe giren yasa uyarınca genç kızlar küpe dışında takı kullanamayacak.

20 yaşın altındaki kişiler dövme yaptıramayacak, gece kulüplerine gidemeyecek ve pornografi, şiddet, aşırılık ve terör içeren yayınlar izleyemeyecek ya da okuyamayacak.

Yasada yasakların ihlal edilmesi durumunda verilecek cezaların ne olacağı açıkça belirtilmiyor.

Ülkenin önde gelen Müslüman din bilginlerinden Ekber Turaconzado Reuters ajansına "Tacikistan'ın bağımsızlığının 20'nci yıldönümünden bir ay önce ve Ramazan'da yetkililer, inananlara dehşet verici bir hediye verdiler" dedi.

Turaconzado, "Bu yasadan çok daha önce yetkililer, halktan uzaklaşmışlar ve halkın ne istediğini anlamamaya başlamışlardı. Şimdi iktidar halka daha da yabancılaştı" diye konuştu.

ABD ve Avrupa Birliği daha önce Moskova destekli Tacik yönetimine vicdan hürriyetine saygı gösterilmesi çağrısında bulunmuştu.

Eski Sovyet cumhuriyetleri içindeki en yoksul ülke olan Tacikistan'da Rahman geçen yıl, yurt dışında dini eğitim gören birçok Tacik genci ülkeye dönmeye zorlamış geçen yıl, dinsel aşırılık suçlamasıyla 158 kişi hapse atılmıştı.

7/26/2011

hz.isanın on iki havarisinden olan st.philippusun mezarı denizlide hierapolis antik kentinde bulundu

Denizli’nin 18 kilometre kuzeyinde yer alan Hierapolis (Pamukkale) antik kentindeki kazılara 32 yıldır başkanlık eden İtalyan profesör Francesco D’Andria, Hz. İsa’nın 12 havarisinden biri olan ve 2 bin yıl önce Romalılar tarafından öldürülen St. Philippus’un mezarını bulduklarını açıkladı. Prof. Dr. Francesco D’Andria, "İncil’de adı geçen ve Hıristiyan camiası için çok önemli olan St. Philippus’un mezarının bulunması tüm dünyada büyük ses getirecek" dedi.
Hierapolis (Pamukkale) kentinde devam eden kazılara 32 yıldır başkanlık eden Prof. Dr. Francesco D’Andria, Hz. İsa’nın 12 havarisinden biri olan St. Philippus’un Hıristiyan dinini yaymak için Hierapolis’e geldiğini ve Romalılar tarafından öldürüldüğünü belirtti.

Yıllardır St. Philippus’un mezarını bulmak için çaba harcadıklarını anlatan Prof. Dr. Francesco D’Andria, "Bugüne kadar St. Philippus’in mezarı Şehitlik Tepesi’nde olduğu sanılıyordu. Bu bölgede yaptığımız jeofizik araştırmalarda mezarın izine rastlayamadık. Bir ay önce Şehitlik Tepesi’ndeki St. Philippus Kilisesi’nin 40 metre yakınında yeni bir kilise kalıntısı bulduk. Burada yaptığımız kazılarda Hz. İsa’nın havarilerinden St. Philippus’un mezarını bulduk. Henüz mezarı açmadık. Ama bu mezar bir gün mutlaka açılacak. Bu buluş Hıristiyan dünyası ve arkeoloji için çok önemli. Hıristiyanlar buraya hacı olmaya gelecek" dedi.

Yapısı ve yazıtlardan mezarın St. Philippus’a ait olduğunun anlaşıldığını belirten Prof. Dr. Francesco D’Andria, "İsa’nın 12 havarisinden biri olan St. Philippus şehit kabul edilir. Bu nedenle adına yaptırılan Şehitlik Tepesi’ndeki kiliseye de Martyrion denilir. Arkeologlar yıllardır, St. Philippus’un mezarının bu kilisede olduğunu düşündü. Ama mezarın izi bulunamamıştı. Bir ay önce bulduğumuz kilise kalıntısını temizlerken mezara rastladık ve görkemli mezarı ortaya çıkardık. Yaptığımız inceleme sonucu St. Philippus’un mezarının Bizans dönemine rastlayan 5’inci Yüzyıl’da adına yaptırılan kiliseden çıkarılıp, yeni bulduğumuz mezara nakledildiğini belirledik. Bu buluş bize büyük heyecan verdi. İncil’de adı geçen ve hristiyan camiası için çok önemli olan St. Philippus’un mezarının bulunması tüm dünyada ses getirecek. İnanç turizmi, arkeoloji ve hristiyan dünyası adına önemli bir yapıtı ortaya çıkardık, mutluyuz" diye konuştu.

5/09/2011

new york times türkiye hristiyanlık mirasını geliştiriyor başlıklı yazı yayınladı

Kültür ve Turizm Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, 1851 yılından bu yana Amerika'da yayımlanan ve internet sitesi her ay 30 milyon kişi tarafından ziyaret edilen New York Times, Türkiye'de yürütülen kazılarda ortaya çıkarılan ve Hristiyanlık tarihi için büyük önem taşıyan kiliselere geniş yer ayırdı.

Susanne Güsten'in ''Türkiye Hristiyanlık Mirasını Geliştiriyor'' başlığıyla kaleme aldığı yazıda, Manisa Alaşehir, Denizli Laodikya ve İznik Nicaea'da ortaya çıkarılan kiliseler üzerinde duruluyor.

Yazıda görüşlerine yer verilen, inanç turizmi rehberi Dan Fennell, Türkiye'nin tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yaptığını, üç dine ait yapıları muhafaza ettiğini, ve yürütülen kazılarla bu kültürel mirası dünyaya kazandırmayı amaçladığını belirtiyor.
Türkiye'nin Hristiyanlık tarihi için önemli alanlarını, ''İncil'in 3 boyutlu ve renkli hali'' olarak tanımlayan Fennell, Türkiye'nin Hristiyanlığın tarihi alanlarını işlemeye başlamasıyla ziyaretlerin daha zengin ve faydalı hale geldiğini de vurguluyor.

Yazıda Denizli, Manisa ve İznik'te gerçekleştirilen kazılarda gün yüzüne çıkartılan ve Hristiyanlar için büyük önem taşıyan kiliselerle Türkiye'nin medeniyetlerin buluşma noktası imajının pekiştiği ifade ediliyor.

Kazılar ve kültürel mirasa kazandırılan eserlerle ilgili Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ile Laodikya Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Celal Şimşek'in görüşlerine yer verilen yazıda, Günay'ın bu mirası turizmin özel bir alanı ve özel bir kültürel zenginlik olarak gördüğü üzerinde durulurken, Kültür ve Turizm Bakanlığının 3 milyon inanç turisti hedefinin altı çiziliyor.

Susanne Gütsen, geçtiğimiz yıllarda Konya ve Urfa ile sınırlı olan inanç turizminin son zamanlarda yükselişe geçtiğini dile getiren Günay'ın ''Şimdi ise Müslümanlık, Hristiyanlık ve Yahudilik için önemli olan bu yerleri, ayrım yapmadan restore ediyor, koruyor ve halka açıyoruz'' sözlerini, Türkiye'nin güney batısında yer alan ve Türk arkeologların Denizli Laodikya'da gün yüzüne çıkardıkları 4. yüzyıl başlarına ait eşsiz kilisenin doğruladığını belirtiyor.

Yazıda, kutsal ziyaretçilerin, yedi vahiy kiliselerinin ziyaretinin son ayağı için gelmeye başladıklarına işaret edilerek, turist sayısının yılın ilk aylarında ona katlanarak, günde bin ziyaretçiye ulaştığı ve bunların yüzde 90'ını yedi vahiy kiliselerini görmeye gelenlerin oluşturduğu da kaydediliyor.
cumhuriyet portal

4/04/2011

yunanistandaki özel tv kanalı tarih kitaplarındaki osmanlı karşıtı efsaneleri çürüttü

Yunanistan okullarında okutulan tarih kitapları, çeşitli efsanelerden ve mitolojiden esinlenen kahramanlıklarla doludur.

Ancak bu tarih kitaplarının bel kemiğini Bizans tarihi ve Yunanlıların 1821 yılında Osmanlı İmparatorluğu'na karşı ayaklanması oluşturuyor.

Yani 4 yüzyıl boyunca Osmanlıların Yunanlılara çektirdiği eziyetler, çocuk kaçırmalar, ağır vergiler, zorla Müslümanlaştırmalar, okullar yasak olduğu için çocukların gizli okullara gitmek zorunda kalması, din adamlarının şişlenmesi gibi Osmanlıya ve dolayısıyla Türk dünyasına kin ve nefret aşılayan efsanelere ve mitlere geniş yer ayrılıyor.

Son yıllarda Türkiye ve Yunanistan'ın milli eğitim bakanlıkları arasında yürütülen görüşmelerde gerek Türk gerekse Yunan tarih kitaplarında birbirlerinin uluslarına karşı kin ve nefret uyandıran bölümlerin tasfiye edilmesini hedefleyen çalışmalar yapılıyor.

Ne var ki, bu resmi temaslardan henüz özlü bir sonuç alınmış değil.
Cesur adım

İşte böyle bir ortamda Yunanistan'ın özel Sky TV kanalı bu yolda cesur bir adım attı.

Sky TV, Yunan, Türk, İngiliz, Fransız ve Alman tarih profesörlerinin katılımıyla 8 bölümlük bir dizi yayınladı ve Yunan tarih kitaplarındaki Osmanlı karşıtı efsaneleri teker teker çürüttü.

Bu dizilerde Osmanlı yönetiminde uygulanan vergilerin dışında, zorla Müslümanlaştırmaların olmadığı, okulların yasaklanmadığı, Yunan din adamlarının imtiyazlı oldukları, ve zaten bu nedenle Patrik dahil bir çok din adamının ayaklanmaya karşı geldikleri, ticaretin serbest olduğu ve bir çok Yunan köyünün bu dönemde zenginleştiği gibi okullarda okutulan efsanelere taban tabana zıt düşen yaşam koşulları ortaya çıkarıldı.

Ancak aynı dizide o dönemdeki Osmanlının şark anlayışı nedeniyle Yunan toplumunun Batı'daki Rönesans devrimini kaçırdığı ve daha çok Osmanlıların yaşam tarzına uymayı tercih ettiği gibi bölümlere de yer verilmiyor değil.

1821 adlı TV dizisinde Yunanlıların Osmanlı yönetimine neden ayaklandığına da ışık tutuluyor.
Milliyetçiler rahatsız

190 yıl önceki Yunan ayaklanmasının aslında Osmanlı yönetiminin çektirdiği eziyetlere karşı değil, o yıllarda dağılmaya yüz tutan Osmanlı İmparatorluğu'nun tamamen çökmesini arzu eden yabancı güçlerin sayesinde başlatıldığını anlatan Yunan tarih profesörleri bile "Ayaklanma ilk önce çetelerin kışkırtılmasıyla başladı" diyorlar.

Aynı dizide 1821 ayaklanması süresinde yalnız Osmanlıların Yunanlıları değil, Yunan ihtilalinin başını çeken milli kahramanlarının da Yunan topraklarındaki zengin Türk köylerini nasıl kılıçtan geçirildikleri, yağmaladıkları ve ganimetlerden pay almak için birbirleriyle nasıl savaştıkları da anlatılıyor.

Yunanistan'da aşırı milliyetçilerin ve kilise çevrelerinin şiddetli tepkisine yol açmasına rağmen, 1821 dizisi Yunanistan'ın kendi tarihiyle yüzleşme cesaretini gösterdiği için Yunan eğitim standtarlarına göre bir devrim olarak algılanıyor.
bbc türkçe yaşam